Nis 07 2012

Köprü çöktü 15 kişi kayıp

Category: Genel,Haberlerxxlance @ 20:42

Zonguldak Çaycuma’da köprü çökmesi sonucunda 3 araç suya düştü ve 15 kişi kayıp…

İl Afet ve Acil Durum Müdürü Ahmet Güngör,  Çaycuma ilçesinde Filyos çayı üzerindeki köprünün bir bölümünün çökmesiyle  ilgili, ”Çaya düşen minibüste kayıp başvuruları doğrultusunda 15 kişinin  olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.

Güngör, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Filyos çayı üzerindeki köprünün  bir bölümünün çökmesinin ardından kurtarma ekiplerinin olay yerine intikal  ettiğini söyledi.Yolgeçen köyüne yolcu taşıyan minibüsün çaya düştüğünün belirlenmesinden  sonra anonslarla vatandaşlardan yakınları kayıp olanların emniyete başvurmasını  istediklerini anlatan Güngör, şunları kaydetti:

”Çaya düşen minibüste kayıp başvuruları doğrultusunda 15 kişinin  olduğunu tahmin ediyoruz. Zonguldak Valisi Erol Ayyıldız başkanlığında Afet Durum  Merkezi’ni Çaycuma’da topladık. Çalışmaların nasıl yürütüleceğini belirledik.  Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan çay yatağında tarama yapabilmek için  helikopter istedik. Genelkurmay Başkanlığı’yla irtibat kuruldu ve helikopter  bölgeye geldi. Şu anda gece görüş yardımıyla helikopter çay yatağında aramaya  çalışması yapıyor. Sabah gün ışıdığında bütün kurtarma ekiplerimiz alana  dağılacak ve çalışmalara devam edecek.”

Güngör, minibüsün yerinin belirlenmesiyle ilgili net bilginin olmadığına  işaret ederek, ”Su debisi çok yüksek. Dalgıçlar çalışamıyor. Sabah saatlerinde  debinin düşeceğini tahmin ediyoruz. Böylece dalış yapılabilecek” dedi.

İl Afet ve Acil Durum Müdürü Ahmet Güngör, gazetecilere yaptığı  açıklamada, gece de helikopter desteğiyle çalışmalara devam edildiğini, sabah  erken saatlerde de jandarma, itfaiye ve afet müdürlüğü ekiplerinin çay yatağında  aramalara başladığını söyledi.Köpekli arama ekiplerinin de çalışmalara katıldığını anlatan Güngör,  şunları kaydetti: ”Kayıplardan 10 kişinin minibüs yolcusu, diğer 5 kişinin ise köprüden  yaya geçen vatandaşlar olduğunu belirledik. Suyun debisi çok fazla artmış. Çok  büyük miktarda su geliyor, çalışmalarımız gün boyunca devam edecek. Suya şu an  tehlikeli olduğu için dalış yapılamıyor. Debi çok yüksek ve görüş yok.”

Güngör, suyun derinliğinin 5-8 metre arasında değiştiğini belirterek,  ”Çöken blokların vinçle kaldırılmasının mevcut köprüye de zarar vereceği  düşüncesiyle izin verilmiyor. Blokların birinin ağırlığı 200 ton civarında.  Minibüsün bunların altında olma ihtimali var. Ancak biz aracın sürüklendiğini  tahmin ediyoruz” dedi.

“15 KAYBIMIZ VAR”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk  Çelik, Çaycuma’da Filyos Çayı üzerindeki köprünün bir bölümünün çökmesiyle  ilgili, ”Resmi kaynaklara göre ilçede 15 kaybımız var. Bölgede arama  çalışmalarımız sürüyor” dedi.

Bakan Çelik, köprünün çöktüğü alanın yakınında bazı kayıp yakınlarıyla  görüştükten sonra gazetecilere açıklamalarda bulundu.İlk bilgilere göre köprüden geçmekte olan bazı araçlar ile yayaların suya  düşerek kaybolduğunu ifade eden Çelik, ”Resmi kaynaklara göre ilçede 15 kaybımız  var. Bölgede arama çalışmalarımız sürüyor. Bunlardan biri Çaycuma Belediye  Başkanımızın Mithat Gülşen’in babasıdır. Ayrıca yeğeni de kayıp” diye konuştu.

Dalgıçlar, helikopter ve botlarla taramaların devam ettiğini ifade eden  Çelik, ”Çöken köprü kütlesinin kaldırılmasıyla ilgili mevcut yeni köprünün  kullanılmasının, teknik adamlar sakıncalı olduğunu söylüyor. Burada ağır tonajlı  kütleyi kaldırmak köprüye de zarar verir düşüncesiyle bu konuda çalışma  yapılamıyor. Bir dolgu yeri yapılarak o kütle kaldırılacak” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, ”Minibüsün yeri tespit edildi  mi?” şeklindeki soru üzerine, ”Görgü tanıkları minibüsün sürüklendiğini gördük  diyorlar. O bilgi var ama her ihtimale karşı kuşku olmaması için beton kütlenin  kalkması gerekiyor” diye konuştu.Bakan Çelik, 15 kişiden haber alınamadığını belirterek, ”Bir minibüs  içinde belediye başkanımızın babasının da olduğu tahmin edilen aynı köyden 10  kişi ile 5 kişiden haber alınamadığına yönelik bilgi var. Teknoloji ve eldeki  bütün imkanlar Ankara’dan Zonguldak’a ne varsa kullanılıyor” dedi.

Çelik, bir gazetecinin ”Köprünün neden yıkıldığıyla ilgili size bilgi  verildi mi?” sorusunu da ”Şu anda bilgi yok. Belli ki suyun debisi fazla, sudan  kaynaklanan bir şey. Suyun köprünün ayağını boşaltmasından kaynaklanabilen bir  şey olabilir ama bu, tetkik neticesinde ortaya çıkabilecek. Teknik, idari ve adli  araştırmalar ve soruşturmalar devam ediyor” diye yanıtladı.

Belediye Başkanı Mithat Gülşen’i hastanede ziyaret ettiğini ifade eden  Çelik, ”Başkanın durumu iyi. Ancak hastanede biraz daha kalmasında fayda var.  Tabii kolay değil. Endişe taşıyor. İnşallah taşıdığımız endişeyle karşılaşmayız.  Bizim yüzümüzü güldürecek netice olur” dedi.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Kas 04 2011

Ahmet Hakanın hayatının en etkili 10 ismi

Category: Genel,Haberler,Magazin,TV,YaşamKardiyolog @ 15:26

Daha önce Türkiye’nin en etkili 10 ismi listesini yayınlayan Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, bu defa hayatının en etkili 10 ismini köşesine taşıdı. Listede ağırlıklı olarak şair ve edebiyatçılar var. Öte yandan ilk bakışta ex sevgili kontenjanından listeye girdiğini tahmin ettiğimiz Nuray Mert’in aslında Hakan’a hayatında en çok ayar veren insanların başından geldiğini görüyoruz.

İşte Ahmet Hakan’ın ‘Hayatımın en etkin 10′u’ başlıklı o yazısı

İSMET ÖZEL: Zor zamanda konuşmayı, artistik cümleler kurma arzusunu, ezik ve ağlak olmamayı, “asfalt” kelimesinin bile bazen insana çok çekici gelebileceğini, bazı şeyleri açıklamanın bazen marşlara düştüğünü ondan öğrendim. Bu arada iyi şiirler yazabilmiş bir adamın, iyi bir düşünür olamayacağını da ondan öğrendim.
* * *
SEZAİ KARAKOÇ: Gerçi pratikte acayip başarısızım ama sonuçta reddetmenin onurunu, erdemli olmanın etkileyiciliğini, görünmemenin çekiciliğini ve bazen suskun kalmanın konuşmaktan daha anlamlı olduğunu teorik olarak ondan ve onun hayatından öğrendim.
* * *
DOSTOYEVSKİ: Onun başyapıtı “Suç ve Ceza”, benim üzerimde şu iki ters etkiyi aynı anda yapabilmiştir: Afallatma ve kendine getirme… Ama Dostoyevski’nin hayatıma yaptığı daha büyük katkı şudur: “Romanın hası” denilen kâinat çapındaki dünyanın kapılarını araladı bana…
* * *
REFİK HALİD: Hayattan tat almayı, ince alayı, dalgacılığı, gündelik hayatın detaylarına dalma özgüvenini, geçmiş İstanbul’u benim için hayalden gerçeğe dönüştüren detayları, insanın kendini ciddiye almamasının ne şahane bir duygu olduğunu, her şeyin ama her şeyin yazıya konu olabileceğini ondan öğrendim.
* * *
HAYATIMIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK AYAR MAKİNESİ

NURAY MERT: Hayatım boyunca nice dini bütün insanın “kötülükten sakındırma / iyiliği emretme” tebliğine muhatap olmama rağmen itikat açısından en sağlam referansımın Nuray Mert olmasına hep şaşırmışımdır. Bir de şu var: Hayatımın gelmiş geçmiş en büyük ayar makinesi olmuştur kendisi.
* * *
AHMET GÜNBAY YILDIZ: Yazardır. Roman yazarı. Hidayet romanları yazar. Adının sanının pek duyulmadığına bakmayın, kitapları “gayri resmi en çok satanlar” listesinin en başındadır. Eskiden her imam-hatip talebesinin yolu mutlaka Ahmet Günbay Yıldız’dan geçerdi. Benim de geçti. Masumiyet günlerimin naif ve çocuksu kahramanlarının müellifidir o…
* * *
ALİ ŞERİATİ: Eğer hâlâ içimde bir dirhem dahi “baldırı çıplakların hakkını hukukunu koruma duygusu” kaldıysa, bunu tek müsebbibi odur. Dava adamlığının ancak vicdanla dengelendiğinde bir anlamı olduğunu o öğretti bana… En çok da şu yönünden etkilendim: Şah’ın ajanlarının kendisine göz açtırmadığı karabasan günlerde bir deli fişek gibi koşturup durmuş ya, işte o azimden…
* * *
NEŞET ERTAŞ: Bana şunu öğretmiştir: “Evvel” ve “ahir” kelimelerinin yerli yerinde kullanılabilmesi için felsefi akımları yalayıp yutmaya gerek yok, irfan sahibi olmak yeterlidir. Sadece bu kadar mı? Kalpten kalbe giden gizli yolu, bozulmamış Anadolu şivesinin tatlılığını, “uğrun uğrun kaş altından” bakışın nasıl da can telef edebileceğini, en oynak havalarda bile derin bir hüzün olabileceğini de kendisinden öğrendim.
FETHİ NACİ: Roman eleştirileriyle falan kalbimde taht kurmamıştır. Onu hayatımda “özel” ve “etkili” kılan hayatını anlattığı “Dönüp Baktığımda” adlı kitabıdır. İddia ediyorum: O kitapta Fethi Naci, kişisel yoksulluğunun dokunaklılığını anlatırken, Gogol romanlarını bile yaya bırakmıştır. Benim başyapıtımdır o kitap… Yüreğim sızlamaya ihtiyaç duyduğunda elime alır, yeniden okurum.
* * *
ALFRED HİTCHCOOK: Canım sıkılır “İp”i izlerim. Keyiflenirim “Arka Pencere”yi seyrederim. Bir maceraya tanıklık etmek isterim “North By Northwest”i seyrederim. Zekâmı hafiften parlatmak isterim “Cinayet Var”ı seyrederim. İyi vakit geçirmek isterim “Sapık”ı seyrederim. Bir felakete tanıklık etmek isterim “Kuşlar”ı seyrederim… Daha ne olsun!

Etiketler: , , , , , , ,


Eki 24 2011

Ahmet Hakan: Vanı önce deprem sonra faşizm vurdu

Category: Genel,Haberler,YaşamKardiyolog @ 10:41

Dün Doğu Anadolu’yu sarsan 7.2 büyüklüğündeki deprem kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Depremin ardından sosyal paylaşım sitelerindeki yorumlara isyan eden Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan, ‘Kısacası Van’ı önce deprem sarstı, ardından da faşizm. Zaten azıcık kalmış olan insanlığa güvenimi, büsbütün kaybetmemek için olay mahallinden anında kaçtım.’ diye yazdı.

İşte Hakan’ın ‘Van depremi ve vicdan körelmesi’ başlıklı yazısı

VAN’da meydana gelen depremin hemen ardından sosyal medyada küçük bir tur atayım dedim.

‘TERÖRE DESTEK VERİRLERSE BÖYLE OLUR’
Hay demez olaydım.
Şöyle bir baktım mesajlara, yorumlara falan:
- Bazıları yürek soğutuyordu.
- Bazıları bilgiç bir edayla “Teröre destek verirlerse böyle olur” diyordu.
- Bazıları acı olaydan hükümete çakacak malzemeler devşirmeye çalışıyorlardı.
- Bazıları Deniz Feneri olayını gündeme getiriyorlardı.
- Bazıları “Ağlama sırası onlarda” diyorlardı.
- Bazıları sözde biraz daha insaflı bir tavır takınıp “Türk’ün nasıl bir millet olduğunu gösterelim, Van’a yardım edelim” diyorlardı.
- Bazıları “Hükümetin yapamadığını Allah yapıyor” diye yazıyorlardı.
Kısacası…

VAN’I ÖNCE DEPREM ARDINDAN FAŞİZM SARSTI
Bir akıl tutulması, bir vicdan körelmesi, bir merhamet yoksunluğu, bir cehalet histerisi alıp başını gitmiş durumdaydı.
“Yapmayın, etmeyin, ayıp oluyor” diyen az sayıda sağduyulu ses ise arada kaynayıp gidiyordu. Kısacası Van’ı önce deprem sarstı, ardından da faşizm.
Zaten azıcık kalmış olan insanlığa güvenimi, büsbütün kaybetmemek için olay mahallinden anında kaçtım.
* * *

EĞER ÖNLEM ALINMAZ VE TEDAVİ EDİLMEZSE
Size bir şey söyleyeyim mi?
Ne sınır ötesi ya da sınır içi operasyonlar, ne PKK’nın yeni saldırıları, ne ölümler / kalımlar, ne terörün önlenmesi, ne dağdakilerin indirilmesi, ne kan, ne gözyaşı, ne ağlayan analar…
Önümüzdeki süreçte…
Bunları bile geride bırakacak çok daha önemli bir sorun bizi bekliyor.
Eğer önlem alınmaz ve tedavi edilmezse…
Bu akıl tutulması, bu vicdan körelmesi, bu merhamet yoksunluğu, bu cehalet histerisi bayrağını burcun en tepesine dikmeyi başaracak.
Hiçbir şeyden korkmayalım, bundan korktuğumuz kadar.

Etiketler: , , , , , , , ,


Eki 18 2011

Ahmet Hakan: Senden korkulur Tayyip Erdoğan

Category: Genel,Haberler,Siyaset,YaşamKardiyolog @ 10:35

Son haftalarda peş peşe yapılan zam ve ÖTV artışları Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi. Maliye Bakanı her ne kadar bu durumu bir güncelleme olarak tanımlasa da Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımı ise daha farklı.

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan, Başbakan Erdoğan’ın zam yaklaşımını köşesine taşıyarak, ‘Eskiden zam yapana kızılırdı’ dedi. Hakan sözlerini, ‘SEnden korkulur Tayyip Erdoğan’ cümleleriyle bitirdi.

İŞTE AHMET HAKAN’IN BUGÜNKÜ O YAZISI
YAPILAN son zamlarla ilgili olarak ilk konuşan isim Maliye Bakanı Mehmet Şimşek oldu. Bakan “bu zam değil güncelleme” dedi. Zam karşıtları, çok sevdiler bu cümleyi.

Hemen atladılar üstüne. Alay ettiler, kafa buldular. Çünkü “Zam değil güncelleme” cümlesi, “eski Türkiye”de sıkça edilen “zam değil fiyat ayarlaması” cümlesini çağrıştırıyordu. Yani gayet alışık olunan türden bir cümleydi. Buna karşı ne denileceği, nasıl tepki gösterileceği iyi biliniyordu.

ZAM DEĞİL GÜNCELLEME SAVUNMASI
“Zam değil güncelleme” sözüyle kafa bulmak, alay etmek çok kolaydı. Ama ne zaman ki Başbakan Erdoğan, zamlarla ilgili konuştu, işin rengi değişti. Çünkü Erdoğan “zam değil güncelleme” gibi “eski Türkiye”ye ait bir savunma cümlesine yaslanmak yerine, olaya bambaşka yerden daldı. Kimsenin çalışmadığı yerden girdi konuya…

Dedi ki: “Sigara içme, alkolü az tüket, pahalı arabaya binme… Yunanistan gibi batmak mı istiyorsun?” Önce büyük şaşkınlık! Muhalefet bile ilk anda sustu kaldı. Öyle ya… Dün Akşam gazetesinde Ali Saydam’ın da yazdığı gibi, Erdoğan’ın bu yaklaşımına itiraz edildiği anda…
- İlle de sigara içmek için çırpınan…
- 1600 santimetreküpten büyük motora sahip arabalara binmek için tepinen…
- Alkolü çok tüketmek isteyen…

ESKİDEN ZAM YAPANA KIZILIRDI
- Ülkenin Yunanistan gibi batma noktasına gelme tehlikesini umursamayan… İnsan durumuna düşmek işten bile değildi. Sonra itirazcı kanatta hafiften bir toparlanma oldu:
- Mesela Milliyet yazarı Mehmet Tezkan “Ne oluyor ya… Eskiden zam yapana kızılırdı, şimdi zam yapan kızıyor” diye yazdı.
- Mesela sigara ve alkol dışında zam gören telefona dikkat çekildi.
- Mesela söz sürekli zamlanan benzine getirildi.
- Mesela muhalefet, bakanların ve bürokratların büyük, konforlu ve pahalı araçlarını ağzına doladı.

TAYYİP ERDOĞAN SENDEN KORKULUR
Ama hiçbir muhalif…

“İçtiğim sigaraya bu kadar acımasızca zam yapamazsın” ya da “alkolü ne kadar tüketeceğime sen mi karar vereceksin” demedi, diyemedi. Çünkü Erdoğan, savunma sistemini “bunları açıktan diyemezler” üzerine kurmuştu. Sonuçta kurduğu “savunma sistemi” işe yaradı.
Şunu söylemek istiyorum: Tayyip Erdoğan, zam yaparken bile yaptığı zammın iletişimini nasıl kuracağını hesaplayan bir lider. Ve işte bu yönüyle tam da “senden korkulur” denilebilecek biri…

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Eki 13 2011

Ahmet Altandan Kılıçdaroğluna: Adaletsiz McCarthy

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 16:47

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay arasındaki ‘köstebek’ polemiği tam bir restleşmeye dönüştü. Kılıçdaroğlu, elinde başka bazı bilgilerin daha olduğunu belirterek, açıklamadan önce Atalay’ın konuşmasını bekleyeceğini söyledi. Atalay ise “Elinde ne varsa açıklasın” diyerek meydan okudu.

Köstebek polemiği devam ederken Taraf yazarı Ahmet Altan bugünkü köşesinde, Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklenerek köstebek polemiğini yazdı..

BU SÖZÜ KILIÇDAROĞLU’NUN GÖREBİLECEĞİ HER YERE ASIN
Sanırım birisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun görebileceği her yere şu muhteşem sözü asmalı:

“Zehri yapan dozdur.”

Biz, Deniz Feneri davasıyla, özellikle üç savcının görevden alınmasından sonra yakından ilgileniyoruz.

Hukuka siyasetin elinin girmiş olmasından kuşkuluyuz, bu kuşkumuz da geçmiş değil.

Taraf’ın medyaya armağan ettiği parlak isimlerin en yenilerinden biri olan Arzu Yıldız bu konuda çok detaylı haberler hazırladı, hepsini yayımladık. Dosyaya Arzu sayesinde biz de epeyce hâkimiz.

DOSYA SALLAYARAK ADAM SUÇLAYAMAZSINIZ
Onun için Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu davayla ilgili açıklamasını ilgiyle bekledim.

Elindeki bir dosyayı sallayarak, “Köstebek Beşir Atalay’dır” dedi.

Ama ne dosyayı, ne de bu iddiasını dayandırdığı belgeyi gösterdi.

Sadece dosya sallayarak bir adamı suçlayamazsınız.

Bunu vaktiyle Amerika’da McCarthy yapmıştı, hiç açmadığı bir çantayı sürekli göstererek herkesi komünist ajanı olmakla suçlamış, büyük bir “cadı avı” başlatmıştı.

Sonunda “çantanın” boş olduğu ortaya çıktı, McCarthy de utanç içinde öldü.

Ama arada çok acı çekildi.

O BELGE KILIÇDAROĞLU’NUN ELİNDE DE YOK
Bir ana muhalefet lideri, bir başbakan yardımcısını bu kadar ciddi bir şekilde suçladığında mutlaka belge gösterir ve o başbakan yardımcısı da istifa etmek zorunda kalır.

Aksi takdirde ne muhalefet liderinin ne de partisinin ağırlığı kalır.

Galiba Kılıçdaroğlu’nun elinde bizim de görüp yayımladığımız belgeler var.

O belgeler, Deniz Feneri davasında, sanıkları yapılacak aramalar konusunda uyaran “üç köstebeğin”de o sıralarda İçişleri Bakanı olan Beşir Atalay’ın yakın çevresinden olduğunu gösteriyor.

Ama bu üç köstebeğin Atalay’ın emriyle hareket ettiğini gösteren bir belge yok.

Öyle bir belge anladığım kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun elinde de yok.

İDDİASINI KANITLAMASI GEREKİYOR
Kanıtlayamayacağı biçimde Atalay’ı suçlayıp, altında ezilmesi kuvvetle muhtemel kesin bir iddiayı dillendirmeden, “köstebeklerin Atalay’ın yakın çevresinden olduğunu” söylemekle yetinse ya da bir muhalefet liderinin yapması gerektiği biçimde “Atalay’ın bu olaydaki işlevini” kanıtlayacak somut bir belgenin peşine düşseydi çok daha etkili olurdu.

Üç köstebeğin de Atalay’ın çevresinden olması ve bu gerçeğin ortaya çıkmasıyla birlikte savcıların görevden alınması yeterince büyük bir siyasi skandal; bunu kanıtlanmamış bir iddiayla birleştirdiğinizde kendi kendinizi bir anda “inanılırlığı kuşkulu” bir duruma düşürüyorsunuz.

Dozu ayarlayamayıp abartmak iddiayı anlamsızlaştırıyor.

Üstelik iddianın sahibini de haksız konumuna düşürüyor.

Kılıçdaroğlu’nun iddiasını kanıtlaması gerekiyor.

Kanıtlayabilecek mi?

Kanıtlayabilecek olsaydı belgeyi gösterirdi bence.

Kanıtlayamayacaksa, neden kanıtlayamayacağı bir iddiayla bir bakanı suçluyor?

Bütün bunlar CHP’yi de, liderini de etkisizleştiriyor, güvenilir olmaktan çıkartıyor.

ADALETSİZ McCARTHY OLUYOR
“Adaletsizliğin hesabını soracağım” derken kendisi adaletsiz bir McCarthy oluyor.

Bizim bir McCathy’ye ihtiyacımız yok, somut meselelerin hesabını somut belgelerle, hukuka ve ilkelere dayanarak soracak ciddi bir muhalefete ihtiyacımız var.

CHP gerçekten soru sormak istiyorsa, Atalay’ın yakın çevresinin Deniz Feneri’ndeki rolünü sorsun, ortaya çıkan bu ilişkilerden sonra hükümetin neler yaptığını sorsun, köstebek olmakla suçlanan insanların şu anda hâlâ görevde olup olmadığını sorsun, savcıların neden tam da “köstebekler”meselesine sıra geldiğinde görevden alındığını sorsun.

CHP BUNLARI DA SORSUN
Sadece Deniz Feneri ile de yetinmesin bence.

Her ay kırk işçinin ölümüne yol açan “aldırmazlığı” sorsun.

Şemdinli’de cenazeleri saygısızca sergilenen PKK’lıları kimin oraya sürüklediğini sorsun.

Dokuz yıldır iktidarda olan AKP’nin neden 12 Eylül’den arta kalan Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmediğini sorsun.

Kıbrıs sorununun niye çözülmediğini sorsun.

Kürt meselesinde neden Kürtlerin haklarını kabul edecek önemli ve kalıcı adımlar atılmadığını sorsun.

Cemevlerini sorsun.

Terörle Mücadele Kanunu’nu sorsun.

SEN MÜFTERİ OLURSUN AKP DE RAKİPSİZ..
CHP ve Kılıçdaroğlu gerçekten muhalefet etmek istiyorsa, konu bol, alan geniş. Ama kendini Ergenekon davasına sıkıştırıp, göstermediğin dosyalarla, kanıtlayamadığın suçlamaları dile getirirsen, hiçbir sonuca ulaşamazsın. Sen “müfteri” olursun, AKP de rakipsiz parti olur.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Eki 09 2011

Ahmet Altan Erdoğanın gözyaşlarını yazdı

Category: Dünya,Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 16:05

Taraf yazarı Ahmet Altan, bugünkü yazısında annesi Tenzile Erdoğan’ı kaybeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cenaze törenindeki gözyaşlarını kaleme aldı. Duygusal bir yazı kaleme alan Altan, Erdoğan’ın ağladığı anları gördüğünde içinin titrediğini belirtti.

İŞTE ALTAN’IN O YAZISI;

Hayat, çok değişik mecralardan, bin bir farklı biçimlere bürünerek, hep değişip hep çoğalarak, envai türden duygularla hem kirlenip hem aklanarak, bazen durulup bazen çağıldayarak akar gider.

Çoktur hayat.

Ölüm tektir.

Aynı yerde, aynı biçimde durur, hiç kımıldamaz.

Hayatın çokluğu ölümün tekliğine çarptığında, bütün duygular tek bir duyguya, bütün insanlar tek bir insana dönüşür.
“HEPİMİZ BİRBİRİMİZE BENZERİZ”

Bütün insanlık tek bir insana, bütün duygular tek bir duyguya döndüğünde, biz ölüm karşısında bütün insanlığı ve bütün duyguları tek başımıza taşımak zorunda kaldığımızda, yüzümüz, içini göremediğimiz bir sonsuzluğa çevrildiğinde, sevdiğimiz insanı o sonsuzluğa uğurladığımızda, sonsuzluğun bütün ağırlığını hisseder, hepimiz birbirimize benzeriz.

Hayatın içinde ne varsa yok olur.

Keder kalır geriye.

Sonsuzluk kadar büyük ve paylaşılması imkânsız bir keder.
“O ANDA BAŞBAKAN ERDOĞAN DEĞİLDİ”

Tanrı hepimizi o kederde eşitler, bütün hayatımızı, adımızı, rütbemizi, yaşımızı, geçmişimizi siler bir anda, Tanrı’nın masum ve çaresiz çocuğu oluruz hepimiz.

Hayatın tek ve büyük gerçeğinin kaybetmek olduğunu anlarız.

Kazanma isteğinin manasızlığını ve günahkârlığını fark ederiz.

İmam, “helallik” istediğinde Erdoğan’ın yüzünü gördüm.

O anda Başbakan Erdoğan değildi.
“ANNESİNİ KAYBETMİŞ ÇOCUKTU”

Annesi çocukken onu nasıl çağırıyorsa oydu, ya Recep’ti, ya Tayyip’ti ama Erdoğan değildi, başbakan da değildi, orta yaşlı bir adam da değildi.

O anda, annesinin çağırdığı isimle çağrılan bir çocuktu yalnızca.

Annesini kaybetmiş bir çocuk.
“İÇİM TİTREDİ”

Dudaklarının kıpırdadığını, yüzünün kasıldığını, göz pınarlarından iki damla yaş süzüldüğünü gördüm.

İçim titredi.

Ben annemi kaybedeli çok oldu.

Ama anne acısı hafiflese de geçmez, annesini kaybeden bir çocuk, kaç yaşında olursa olsun kızgın bir kederin mührüyle mühürlenir, o iz orada hep kalır.

Tanrı’nın vurduğu bir mühürdür o.

Ondan sonra artık her şeyi daha farklı görürsün.

Annem öldüğünde, o ölümün bir daha azalsa da asla dinmeyecek acısını çekerken, annem bir parçası haline geldi diye ölümü bile sevdim, ölüm korkusundan kurtuluşa ilk adımı ben öyle attım.

Annesi ölen herkesi de çocuğummuş ya da kardeşimmiş gibi sevmeye, şefkat duymaya öyle başladım.

Annemi alan sonsuzlukla karşılaştığımda, bütün duyguların tanrısal bir tekliğe nasıl kavuştuğunu gördüm.

Tek olanın, çok olandan daha güçlü olduğunu orada öğrendim.
“SONSUZ BİR KAYBOLUŞA YOLCULUK”

Yaşamanın kazanmak olduğunu sanıyordum, yaşamanın kaybetmek olduğunu, her kaybedişin getirdiği kederi ve çaresizliği tevekkülle taşımak olduğunu, sonsuz bir kayboluşa doğru kaybede kaybede yapılan bir yolculuk olduğunu kavradım.

Ölüm sillesini vurduğunda, her zaman aynı “tek” ve güçlü darbeyi indirdiğinde geçmişi siler, hayatın biriktirdiklerini bir anda silecek kadar kudretlidir, o korkunç anda gerileyen ve yenilen hayat sonra yavaş yavaş çeşitli mecralardan, envai biçimlere girerek geri gelir, ölümün tek ve kesin bir darbeyle yıktığını usul usul tamir eder.

O büyük tahterevalliye kendi ağırlığını acele etmeden koyar.

İyileşirsin.

Belki de “ölümle” iyileşmişken hayatla yeniden hastalanırsın, hırslarına, öfkelerine, kavgalarına, beklentilerine, zaaflarına geri dönersin.
“BUNLARI KEDERLE ÖĞRENİRSİN”

Ama içinde, ölümün acıtıcı, gerçeği ve doğruyu gösteren izi kalır, hayatın iğvasına kapılsan da artık karar verirken ölümün bıraktığı o “tek izi”, sonsuzluğu, kayboluşu hep görürsün.

Her cenaze, annesini kaybeden her çocuk sana hep aynı “tekliği” hatırlatır.

Hayatın parçaladığı ne varsa sana biraz manasız gelir.

Bilirsin ki tekten gelir teke gidersin.

Anlarsın ki ikisinin arasındaki manasızlıklara çok kapılmamak gerekir.

Bunları öğrenirsin ama kederle öğrenirsin, bir daha iyileşmeyecek bir kederle, büyük bir kudretin ruhuna vurduğu mühürlü bir kederle.

Hayat düşman etse de ölümün kardeş ettiğini bilirsin.

O iki damla gözyaşını gördüm.

Her şey silindi aklımdan.

Erdoğan değildi artık o, annesi nasıl çağırıyorsa oydu, ya Recep’ti, ya Tayyip’ti, bir çocuktu.
“BAŞIN SAĞOLSUN”

Hayata ve parçalanmışlıklara yarın yeniden dönecek olsak da o anda bana bir kardeş gibi gözüktü, ona annesini daha önce kaybetmiş, o kederi daha önce yaşamış biri, ölüm sıralamasındaki bir abisi olarak usulca dokunarak, “geçecek” demek istedim, “izi hep kalacak ama geçecek.”

Tarihin içinde aynı acıyı defalarca defalarca yaşayan, ırksız, milliyetsiz, cinsiyetsiz, rütbesiz milyarlarca kardeşlerdendik o anda.

Tanrı’nın sonsuz gücü, kazanmanın düşman ettiklerini, kaybetmenin kardeşliğine o iki damla gözyaşıyla döndürebiliyor işte.

İçin titreyip, “başın sağolsun” diyorsun

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Eyl 19 2011

Ahmet Hakan Erdoğanın kalkan işaret parmağını yazdı

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 13:07

Başbakan Erdoğan’ın Libya gezisi sırasında çekilen bir fotoğrafta, Erdoğan namaz kılarken işaret parmağı havada görüntülenmişti. Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, ‘Serde İmam Hatiplik var’ deyip merak edilen soruya cevap verdi.

İşte Hakan’ın ‘Erdoğan’ın namazda kalkan işaret parmağı’ başlıklı o yazısı

Bir okurum sormuş:
“Hürriyet gazetesi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Libya gezisinde kıldığı namazın fotoğraflarını yayınladı. Fotoğraflardan birinde Erdoğan, otururken sağ elinin işaret parmağını havaya kaldırıyor. Bunun anlamı nedir?”

PEYGAMBER’İN BÖYLE YAPTIĞINA DAİR RİVAYETLER VAR
Madem serde “imam-hatiplilik” var, cevaplayayım: Namazda otururken “Ettehiyatü” duası okunur. Duanın “lâ ilahe” bölümünde sağ elin işaretparmağı kaldırılır, “illellah” derken de indirilir.
Sünnettir bu. Yani Peygamber’in böyle yaptığına dair rivayetler vardır.
Bu sünneti bazıları uygular, bazıları da uygulamaz.
Demek ki Erdoğan “uygulayanlardan” imiş…

Etiketler: , , , , , , , , ,


Eyl 07 2011

Arda Turandan Ahmet Çakara sert yanıt

Category: Genel,Haberler,SporKardiyolog @ 10:49

Karşılaşma sonrası kameraların karşısına geçerek her zamanki özgüveniyle soruları yanıtlayan Arda Turan, Kazakistan maçından sonra yaptığı açıklama sebebiyle kendisini eleştiren Ahmet Çakar’a sert çıktı.

“BANA ANNEM-BABAM AKILLI OL DİYEMEDİ”
Arda Turan konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada: “Çakar’la İstanbul’da hesaplaşacağız. Benim ülkemi ne kadar sevdiğimi herkes bilir. Söylediklerim içinden iyi niyetli olanları seçin. Bana anaam babam ‘Akıllı ol’ diyemedi, o hiç diyemez. Eskiden G.Saray’a zarar gelmesin diye konuşmuyordum. Ama artık kulübümden ayrıldım. Ve bundan sonra gereken tüm cevapları vereceğim, kimse merak etmesin.”

Etiketler: , , , , , , ,


Eyl 06 2011

Ankaradan Filistine tam destek

Category: Dünya,Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 11:32

İsrail’e karşı sert yaptırımlar uygulamaya başlayan Ankara’ya Filistin’den sürpriz bir ziyaret gerçekleşti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, özel temsilcisini Başkent’e gönderdi.

Şaat, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın özel temsilcisi olarak Başkent’e geldi ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla görüştü.

Filistin’i tanımak uluslararası toplumun görevi
Ahmet Davutoğlu, Filistin’in tanınması için yapılacak çalışmaların masaya yatırıldığı toplantı sonrası düzenelenen basın toplantısında, “Filistin devletinin tanınması Filistin halkının en doğal hakkıdır ve uluslararası toplumun da Filistin halkına olan bir borcudur. Bu borcun ödenme vakti gelmiştir” dedi.

Türkiye, Filistin halkına cesaret vermekte
Abbas’ın özel temsilcisi Şaat da, “Türkiye’nin sergilediği cesur tutum, Filistin halkına cesaret vermektedir. Arap baharı nasıl bölgeyi değiştiriyorsa, Filistin’de de Filistin’i işgalden kurtaracak bir Filistin baharı olacaktır” şeklinde konuştu.

Hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz
Davutoğlu, Gazze’ye yönelik abluka konusunda da, bu ablukanın yasa dışı olduğunu vurguladı ve “Uluslararası alanda hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

Davutoğlu, “Uluslararası Adalet Divanı’na gitmek için BM Genel Kurulu’ndan alınacak karar hususunda düşüncelerimizi paylaştık. Biz BM Genel Kurulu’ndaki bu süreci başlatmak üzere hazırlıklarımızı tamamlıyoruz” şeklinde konuştu.

İsrail hegemonyası kabul edilemez
Doğu Akdeniz’de İsrail’in hegemonyasının kabul edilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Nebil Şaat’tan, Türkiye- İsrail ilişkileri konusunda da açıklama geldi.

Şaat, Türkiye’nin tutumunu çok iyi anladıkları ve İsrail’den taleplerini meşru gördükleri açıklaması geldi.

Davutoğlu, Erdoğan’la görüştü
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Nebil Şaat’la yaptığı görüşmesinin ardından, AK Parti Genel Merkezi’ne geçti.

Başbakan Erdoğan’la Davutoğlu arasındaki görüşme yaklaşık 1 saat 10 dakika sürdü ve görüşmeye, Erdoğan’ın dış politika danışmanlarının da katıldığı belirtildi

Etiketler: , , , , , ,


Ağu 31 2011

Şahanın yeni videosu Ahmet Hakanı çıldırtacak

Category: Genel,Haberler,Magazin,TV,YaşamKardiyolog @ 12:12

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan ile komedyen Şahan Gökbakar arasındaki Twitter kavgası türm hızıyla devam ediyor.

KAVGANIN FİTİLİNİ AHMET HAKAN ATEŞLEDİ
Ahmet Hakan, geçtiğimiz günlerde köşesinde Şahan Gökbakar’ı eleştirmiş ve “Odunsu bir mizah seninki. Twitter’da Cem Yılmaz’ın espriyi sürdürme gayretleri acıklı güldürme çabası içine girmeler falan” diye yazmıştı.

ŞAHAN, SİNCAP BENZETMESİ YAPTI
Şahan Gökbakar, Ahmet Hakan’ın bu sert eleştirilerine büyük tepki göstermiş ve Twitter’dan Hakan için demediğini bırakmamıştı. Ahmet Hakan’a yönelik sincap benzetmesi yapan Şahan, Twitter aracılığıyla bir de video yayınlamıştı.

“ŞAHAN’A ACIDIM”
Şahan Gökbakar’ın sert çıkışına köşesinden yanıt veren Ahmet Hakan, ‘Şahan’a acıdım’ yönünde bir ifade kullanmıştı.

YENİ VİDEO OLAY YARATACAK
İkili arasındaki bu atışma tam yatıştı derken Şahan Gökbakar’ın Twitter üzerinden yayınlamış olduğu ikinci sincap Ahmet videosu bu kavgada çok toz kaldıracağa benziyor.
işte Şahanın ikinci videosu: Continue reading “Şahanın yeni videosu Ahmet Hakanı çıldırtacak”

Etiketler: , , , , , , , , ,


Sonraki Sayfa » 


cinsel sohbet islami sohbet Sohbet Siteleri Sohbet Siteleri Mynet Sohbet full izle Adını Aşk Koydum Kuzey Güney Sohbet