Şub 05 2012

AK Parti davasının perde arkasında neler yaşandı?

Category: SiyasetXp @ 02:06

Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can, Balçiçek İlter’e anlattı…
04 Şubat 2012 Cumartesi, 10:27:14

..BALÇİÇEK İLTER / balcicek@htgazete.com.tr
Gazete HABERTÜRK

Doç. Dr. Osman Can… AK Parti kapatma davasının raportörü olarak gündemimize girdi. Öyle zehir zemberek bir rapor koydu ki ortaya parti kapatılmadı, kapatılamadı. Kimi “Cemaatin adamı” dedi, kimi “AK Parti’den bakanlık sözü aldı” buyurdu. O ise karşılaştığı onca çarpıklığa rağmen hukukun üstünlüğüne inandı ve inanmaya devam ediyor. Bir taraftan sivil anayasa için çalışmalar yapıyor, kitaplar yazıyor, bir taraftan Marmara Üniversitesi’nde ders veriyor, bir taraftan da ihtiyacı olana işadamından siyasetçisine, medya mensubundan sokaktaki vatandaşa “Niye yeni bir Anayasa’ya ihtiyacımız var?” sorusunun cevabını anlatıyor. Yargının bağımsızlığını yine ve yeniden konuştuğumuz, “Acaba kimin vesayetinde, kimin arka bahçesi?” sorularına karşılıklı cevaplar yetiştirdiğimiz bugünlerde onun açıklamaları çok önemli. Osman Can’ın anlattıklarını okuyunca dehşete düşmemek mümkün değil. Bir zihniyetin, milletin iyiliği için darbe hayali kuran hastalıklı bakış açısının, devletin en bağımsız, en güvenilir olması gereken kurumunu, Anayasa Mahkemesi’ni nasıl yönlendirdiğini, bu uğurda resmi belgelerin içeriğinde tahrifat yapmaktan bile çekinmediğini göreceksiniz. Üzerinde daha çok konuşacağız, ama önce söz OSMAN CAN’da…

- Önce şunu merak ediyorum, sizin gibi düşünen birini nasıl oldu da Anayasa Mahkemesi’ne raportör olarak aldılar?

Anayasa Mahkemesine geldiğim dönem Avrupa Birliği, küreselleşme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vs. bunların çok hit olduğu dönemler. Böyle olduğu için de Anayasa Mahkemesi’nde en azından raportörler nezdinde bazı muhaliflerin bulunmasına da ihtiyaç duyuluyordu diye düşünüyorum. Anayasa Mahkemesi’nin Antalya’daki sempozyumuna davetliydim, tebliğ sunacaktım. Mesleğimin daha başındayım. Almanya’dan yeni dönmüş ve Erzincan Hukuk Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak başlamışım. Ve burada Türkiye’nin anayasa konusunda konuşacak en yetkin insanları, anayasa hukukçuları, Anayasa Mahkemesi üyeleri var. Benden önceki oturumda özgürlük karşıtı yorumlar alkışlanınca ikilemde kaldım. Ben şimdi kalksam bunlarla çatışsam, kariyerim bitecek. Bir daha da bir yerde bir şey tutturamam. Ama kendi doğrularımı söylemezsem de kendime olan saygımı kaybederim. Uzun uzun düşündüm. Benjamin Franklin’in bir sözüyle başladım konuşmaya; “Güvenlik sağlamak için özgürlüğünden feragat eden her ikisini de kaybeder.” Konuşmada tezlerimi olduğu gibi sundum ve “Bu anayasa değişiklikleri yetersizdir, bu anayasa değişiklikleri ilerleme falan değildir, sadece bir anomaliyi ortadan kaldırdı. Demokratikleşme için bunun ötesine geçmek lazım.” dedim. Anayasa Mahkemesini de yoğun bir şekilde eleştirdim. Anayasanın faşizan içerikli bir başlangıç kısmı vardır. Ona dayanarak karar veriyor. Parti kapatmaları ona dayandırıyor, bütün kritik kararları ona dayandırıyorlar. Bunu da eleştirdim. Bu nasıl Mahkeme diye düşünüp Erzincan’a döndüm, ancak sonra Mahkeme Başkanı aradı ve davet etti. AB süreci var, konjonktür muhalif isimleri istiyordu.

- AKP’ye yakın isimler mi etkili oldu?
Tam tersine… Benim oraya girmemi sağlayanlar AKP’ye yakın olan insanlar değil. Mustafa Bumin, Tülay Tuğcu gibi birlikte çalışacağım iki çok değerli Başkan ve sair üyeler… O zaman 16 raportör vardı, başladım çalışmaya. Eleştirel olduğumu herkes biliyor. Yalnız bu eleştirellik bilimsel bir eleştirellik oldu. Yargıda partizanlığa hiç hazzetmedim.

- Verilen ilk önemli dava? DEHAP?
Evet. 2003 yılında DEHAP davası geldi. 2002 seçimlerinde örgütlenmeyi yeteri kadar gerçekleştirmediği halde örgütlenmiş gibi yaparak seçimlere girdiği iddiasıyla hakkında kapatma davası açılmıştı. Sonradan bir ek iddianame de geldi, bölücülük nedeniyle. Anayasa hukukçusu olmam, politik davalar ve düşünce özgürlüğü konusunda çalışmışlığım sebebiyle Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin bunu bana havale etti. Daha önce Fazilet Partisi davasına bakan Mehmet Turhan, dosyayı görünce “Bu dava beni emekli eder” demişti. Ben de “Galiba beni emekli edecek olan dava da budur” dedim. Hakikaten de öyle oldu. Çünkü ben 2010′da ayrılana kadar o dava hala sonuçlanmamıştı. Parti kendini feshetmesine rağmen yasa gereği dava devam etti. İlgili madde daha sonra iptal edildi ve dava
düştü.

- DEHAP davasına Anayasa Mahkemesindeki bakış nasıldı?
Daha önceki tutumlar, kararlar belli, kapatılacaktı zaten… Ben 2005′te DEHAP’la ilgili ilk raporumu verdim.Ve bu rapor, parti kapatmalara çok yeni bir perspektif getirdi. Yani parti kapatma davalarında o zamana kadar teknik hukuk incelemesi yapılırdı.

Siyasi partiler kanunu ve Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki içtihatları da bu şekilde… Aşağı yukarı bütün parti kapatma davalarında “kapatılsın” kararı çıkardı. İlk defa Mehmet Turhan “Fazilet Partisi kapatılmasın” diye bir görüş verdi. Ve bu onun emekliliğine neden oldu.

- Peki sizin DEHAP görüşünüz neydi?
“Kapatılmasın”dı. Raporum öyleydi ve bu rapor nedeniyle eleştirilere maruz kaldım. O eleştirileri zaten bekliyordum. Ve o dönemim koşulları içerisinde Anayasa mahkemesinde kim olursa olsun o raporu eleştirirdi. Çünkü egemen düşünce öyleydi.

- Ne gibi eleştiriler?
Örneğin benim Iğdırlı olmam, böyle bir raporun hazırlanmasında etkili olmuş olabilir mi diye düşünüldü. Çok fazla önemsemedim. Çünkü ne yazdığımı gayet iyi bilen bir insanım. Orada bir bilimsel tez ortaya konuluyor bunu çürütmeleri gerekiyor.

- “Kapatılmamalıdır” görüşünü neye dayandırdınız?
Siyasi partilerin toplumsal öğeler olmasından hareketle bir değerlendirme yaptım. Çatışma teorilerine girdim ve çatışma teorilerinde her bir toplumsal yapıda iki farklı refleksin ortaya çıkacağını tespit ettim. Bu tezler üzerine kitap yazdım. Her ikisi de politik refleksti, ama bu politik refleks kendini ifade edebilecek alanlar bulduğu zaman siyasete dönüşür, ifade edemediği zaman da teröre dönüşür. Ve hem terör hem de siyaset, ikisi de o problemin bulunduğu toplumsal tabanın üreteceği reflekstir. Siz siyaseti kapattığınız an şiddetin önünü açarsınız. Türkiye’de terörün ön plana çıkmasının nedeni önemli ölçüde devletin bu konuda uygulayacağı politikalardır.

- O zaman terörle siyaset aynı tabandan beslenmiyor mu?
Evet, aynı toplumsal tabanda terör örgütüne karşı çıkmak suretiyle siyaset yapabilme imkanı var mıdır? Çok güçtür, doğasına aykırıdır. Devlet ve örgüt arasında kalınır. Üstelik ülkemizde devletin demokrasiyi koruma adıyla parti kapatması da problemlidir. Çünkü devlet de demokratik değil hani… Kısaca bu davalara yalnızca teknik hukuk bilgisiyle değil, sosyoloji ve siyaset bilimi bilgisiyle de bakmak gerekiyor. Bu tezi kurdum. Siyasi partiler, yerel yönetimler vs. bütün bunların hepsi aynı zamanda devletin o toplumsal tabanla iletişim kurma kanallarıdır. Bunları ortadan kaldırdığımızda hangi amacı savunduğumuzu düşünüyorsak, asıl o amaca zarar vermiş oluruz. Parti kapatmaların böyle bir tehlikesi vardır. Ardından demokrasi ilkesinden hareket ederek bu siyasi partinin kapatılmasının mümkün olmadığını kendilerine söyledim.

-DEHAP’ı feshedip DTP ile devam etmeselerdi partileri kapatılır mıydı?
Karar daha çabuk alınabilirdi, kapatılırdı. Davanın görüldüğü sırada, DEHAPlılar Anayasa Mahkemesi’nin önünde bir açıklama yaptılar, “Niye dava bu kadar uzun sürüyor, biz siyaset yapmak istiyoruz. Ya kapatın ya reddedin ama bir an evvel kararınızı verin.” diye. İşte bu, Anayasa Mahkemesi’nin DEHAP dosyasını ötelemesine neden oldu. Tahminim “Bunlar acele karar için zorluyorsa, biz de tersine acele etmeyelim, kalsın” diye bir eğilim ortaya çıktı ve sürekli ertelendi. Görülmedi o dosya bir türlü.

- Bu da başka bir tür kapatma gibi…
Elbette. Anayasa Mahkemesi Başkanı gündemi belirler. Başkan o eyleme kızdığını hatırlıyorum. Muhtemelen Mahkemedeki huzursuzluk “Bize böyle bir şey dayatamazlar” tutumunu egemen kıldı.

- Sizin raporunuza rağmen o parti kapatılacaktı yani?
O partiyi kapatırlardı. Çünkü şöyle bir şey var; 2005’ten sonra Türkiye bir Anayasal krize doğru gidiyordu. Bunun mahkemede de yansıma bulacağını ve sertleşme yaşanacağını söylemek yanlış olmazdı. Dava sürüncemede kaldı. Mahkeme yedi sene sonra, kendini feshetmiş de olsa davanın devam edeceğini söyleyen kanun maddesini iptal etti ve “bu davanın görülmesi mümkün değildir. Bu
davayı bitiriyoruz.” dedi. Süreç kapanmış oldu.

- Bir vatandaş olarak bilerek, isteyerek, yedi yıl bir davayı açık tutmayı anlayamıyorum. Normal mi bu? Türkiye’nin normali bu, ama demokratik değil elbet. DEHAP davası gibi bir davanın Anayasa Mahkemesi’ne gelmesi durumunda normal bir ülkede, Anayasa Mahkemesi böyle bir davayı iki hafta içinde karara bağlar ve “Böyle dava mı açılır.” diye tepki gösterip reddeder. Demokratik bir ülkede bir Anayasa Mahkemesi bunu yapar. Ama Türkiye’de siyasi partilerle Anayasa Mahkemesi arasındaki ilişki çok hastalıklı olduğu için ve Anayasa Mahkemesi siyasi partileri demokrasi ölçeğine göre değil de ideoloji ölçeğine göre değerlendirdiği için böyle. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi o partinin lehinde olabilecek şeyleri pek fazla değerlendirmezdi eskiden. İdeolojiye aykırı olması yeterliydi. Böyle olunca reddedilip kapatılması gereken bir dava 7 sene devam ettirilebildi.

- DTP davası geldiğinde?
Mahkemenin yapısını hesaba kattığımız için hepimiz kapatılacağını bekliyorduk. Zaten davanın raportörü de kapatılsın diye görüş bildirdi. DEHAP davasındaki tutumun belli olduğu için DTP dosyasının bana verilmeyeceği açıktı.

- Bir raportör ne kadar etkilidir? Yani raporu sunar işi biter mi?
Raportörler raporlarıyla heyettedirler ve genellikle sadece sorulan sorulara cevap verirler. Ben çok söz alır ve tartışmaya doğrudan katılırdım. Bu yüzden Başkanı birkaç defa kızdırdığım da oldu. Ama bilimsel ve metodolojik müdahaleler olduğu için heyet hep olgunlukla karşılardı. 8 yıllık raportörlüğümde başörtüsü değişikliği dışında tüm görüşlerim kabul edildi ve mahkeme tarihi nitelikte içtihat değişikliğine gitti. Özelleştirmeler konusu bunlardan biri. Yani raportöre göre çok etkili de olunabiliyor. Ancak rapora rağmen
aksi yönde de kararlar alınabiliyor.

- Sonra 367 kararı, Cumhurbaşkanı tartışmaları…
Radikal 2’de bir makale yazmıştım ve konuyla ilgili rengimi belli etmiştim Başkan çok kızdı bana “sana verecektik dosyayı” diye…

- Sizin hakkınızda o dönem ne düşünüyorlardı kurumda?
Kanaat şudur muhtemelen: “Kimsenin adamı değil, nevi şahsına münhasır” veya “Avrupa’da okumuş, Türkiye’nin kendine özgü şartlarını anlamıyor”… 367 ile ilgili tartışmalardan sonra eski güzel günler geçti. Statükonun devamından yana olanlar, yazılı Anayasayı bir kenara itmeye başlayınca, haliyle onlarla aynı merkezde durmam söz konusu olamazdı. Artık aileden değildim. Aileden falan değilse ne olacak? Mümkün olduğunca davaların ona gelmemesi gerekir. Ya da onun ürettiği ne kadar argüman varsa ona karşı argüman üretilmesi lazım… Benim için “o ideolojimize, hakimiyetimize zarar veriyor” kanısı egemen olmaya başladı. Bu şekilde politik bir kamplaşmaya ya da çatışmaya doğru gitti Anayasa Mahkemesi. Ancak kurum içinde nezaket ve saygı işlemeye devam etti.

- Kurumda en ateşli tartışmalar hangi dönemde yaşandı?
AK Parti Kapatma Davası’nda…

- Gelelim o davaya… Anlamadığım nokta şu, madem sizin hakkınızda aileye zarar veriyor diye düşünülüyor nasıl oldu da bu davayı size bıraktılar?
Başörtüsü ve AK Partiyle ilgili davalarda mahkemede raportör kadrosu itibariyle bir genel devlet ideolojisi ve algısına uygun olan, eski dönemden alınanlar vardır. Bir de daha sonra, zaman içerisinde gelen, siyasal tutum ve yaşam tarzları itibariyle onlardan farklılaşanlar, mütedeyyin, muhafazakar vs vardır. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi Başkanı, üyelerin de üzerinde tarafsız olacağını düşündükleri bir raportöre davayı vermek durumundaydı. Sanırım dava bu yüzden bana verildi.

- Haşim Kılıç ile önceden tanışıyor muydunuz?
Mahkemede tanıştım, başlangıçta çok çatıştık. Örneğin Tübitak’taki kadrolaşma iddiasıyla bağlantılı bir kanun değişikliği vardı. Bu kanun yürürlüğünün durdurulmasını önerdiğimde böyle bir tartışmamız olmuştu. Kadın-erkek eşitliği veya sosyal haklar konusunda da ayrıştığımız durumlar oluyordu. Ancak Haşim Kılıç’ın orada olması büyük bir şans oldu. Anayasa Mahkemesi için. Bazen görüşlerimiz farklılaşmış olsa dahi bu çok önemli. En özgürlükçü, en liberal sayılabilecek kararların önemli bir kısmının altında Haşim Kılıç’ın imzası vardır.

- Başörtüsüyle ilgili Anayasa değişikliği dosyasını Kılıç verdi size…
Evet. Burada artık bir kamplaşma vardı ve kamplaşmada dengeyi bulabilmek ve güven yaratabilmek çok zordur. Ve Haşim Kılıç o zaman bana şunu söyledi: “Bu dosyanın altından sen kalkabilirsin. Çünkü duruşun belli ve merkezde… 2007’de de Anayasa değişikliği dosyasına baktın. Bu davada her tür soruya cevap verebilecek durumdasın. Bu yük senin omuzlarında, ne dersin?” Ben de “Siz bu şekilde takdir ettiyseniz, heyetin güveni varsa, ben bu yükümlülüğün altından kalkarım, Anayasa ve uluslararası standartlar çerçevesinde raporumu hazırlarım” dedim. Ve aldım o davayı. Asıl kırılmalar da o davayla başladı.

- Ne gibi?
125 sayfalık raporda “Bu anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi inceleyemez ve inceleyememesi de gerekir” dedim ve gerekçemi anlattım. İncelerse anayasayı ihlal eder. Anayasayı ihlal etmek demek anayasa dışına taşmak demektir ve bu durumda Mahkemenin
hukuki meşruiyeti biter. Başörtüsüne ilişkin tek satır yoktur bu raporda. Çünkü işin esasını incelememiz Anayasa gereği yasaktı… İşte buna ilişkin raporu hazırlarken o arada Ak Parti davası geldi. 2008′in Mart ayıydı, Ak Parti hakkında iddianame Anayasa Mahkemesi’ne ulaştı. İddianame de başörtüsü ve laiklik bağlantılıydı. İkisi bağlantılı olunca da bu dava bana verildi.

- AKP davasına kadar bir çok dava incelediniz. Daha önce hiç delilerle oynandığını gördünüz mü?
Rastlamadım. DEHAP dosyasında gördüğüm geleneksel bir yapı vardı. Polis bir yeri basar, arama yapar. Ondan sonra bunlar şöyle terör örgütüne mensuptur şöyle yardım ve yataklık yapmıştır diye fezleke hazırlar. Sonra savcılık bunu alır olduğu gibi iddianameye kopyalayıp yapıştırır. Bunun bir örneği de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gider, sonuçta kapatma davası olarak önümüze gelirdi. Buna hukuki inceleme denmez. Bu kabul edilemez. DTP dosyasında da böyleydi. Bu savcılığın bir hukuki kontrol mercii olmaktan çıkmasının ifadesidir. Bunlar dışında başka esaslı bir soruna rastlamadım.

- Şimdi gelelim AKP davasına… Nasıl bir atmosfer vardı Anayasa Mahkemesi’nde?
367′den sonra Türkiye ciddi bir kriz sürecine girdi ve bir savaş başladı. Devlete kimin egemen olacağına dair bir savaş mı dersiniz, ne derseniz deyin. Bu tabii her şeyi etkiledi ama 2005-2006′dan itibaren bütün bunların en yoğun yaşandığı yer Çankaya’dır. Bizim çalıştığımız ve oturduğumuz mekanlar Çankaya’da. Ve siz orada nasıl sertleşmelerin yaşanmaya başladığını, hareketliliğin ortaya
çıkmaya başladığını çok net olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Çünkü bütün yüksek bürokratlar, yüksek hakimler, anayasa mahkemesi üyeleri, üst düzey subaylar, generaller falan orada oturur. Ciddi hareketlilik vardı o dönemlerde.

- Nasıl bir hareketlilik?
Derin devlet harekete geçiyor kısacası. Onu çok net görüyorsunuz.

- Biraz açar mısınız?
Yani yargıçlarla subaylar arasındaki ilişkiler, sosyalleşmeler, lokaller, mahkeme ziyaretleri vs. bunları net olarak görüyorsunuz.

- Subaylar daha çok mu gelip gidiyordu mesela?
Tabii ki subaylar da gelip gidiyordu ama zaten mekan olarak devlet lojmanları vardır orada. Siz oralarda onları çok net olarak görüyorsunuz. Bulunduğunuz yaşadığınız mekanlar oralar. Hareketliliği görüyorsunuz. Yılda sayısız resepsiyon olur, orada iletişimi rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Bir bakıma gazetelerin Ankara temsilcilerinin gördüklerini biraz da içeriden görme fırsatı diyelim buna… Tam o dönemde bütün bu hareketliliklerin sizin karşınıza davalar olarak gelmeye başladığını görüyorsunuz. 367 davasıyla başlıyor, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin anayasa değişikliğiyle devam ediyor… Örneğin 367 konusunda düşüncelerin ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde hemen otomatik olarak bazı kurumların harekete geçtiğini, sempozyumlar ve toplantılar yapmaya başladığını görüyorsunuz. Nasıl bloke ederiz diye.

- Hissediyordunuz kapatma davasının geldiğini…
Çok net olarak hissediyorduk. Başörtüsü ile ilgili Anayasa değişikliği yapılmasa dedim. Bir de şu var Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı vardır, rejim açısından önemli bir mekandır. Ve kimlerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandığını, kimlerin örneğin siyasi parti bürosunda çalıştığını ve nasıl bir kadrolaşmanın yaşandığını gördüğünüzde zaten aşağı yukarı renk bellidir ve bazı şeyler olacak demektir. Savcıların masalarında Perinçek’lerin veya Poyraz’ların kitaplarını görünce, anlıyorsunuz.

- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığındaki siyasi parti bürosu ne iş yapar?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında farklı bürolar vardır. Bunlardan bir tanesi de siyasi parti bürosudur. Ve Türkiye’de bir parti hariç tüm partiler hakkında orada dosya tutulur.

- Hangi parti o? CHP mi?
Evet CHP hariç bütün partiler hakkında dosya vardır. Ve sürekli olarak o dosyalara yeni bir şeyler eklenir. Ama CHP hakkında bir sayfa yok.

- Yani o dönem AKP için o büroda dosyalar çoğalıyordu…
Tabii, siz bunu gazetelerde yüksek yargıç olan bazı figürlerin veya yüksek yargıda iyi bağlantıları olanların yazdığı yazılardan da anlayabilirsiniz. Derin devlet harekete geçmişti. Resepsiyonlarda görüyorsunuz, sonra mesela adliye muhabirlerinin o resepsiyonlarda kümelenme biçimleri, kimlerin etrafını sardığından da bunu okuyabiliyorsunuz. Yargıtay ve Danıştay’da verilen bazı kararlardaki sertleşmeyi görüyorsunuz.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Oca 08 2012

Şampiyonluğu bize verin

Category: HaberlerXp @ 00:06

AK Parti Akçaabat İlçe Başkanlığınca Kültürpark Erol Günaydın Salonu’nda düzenlenen yıllık değerlendirme toplantısında Trabzon Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu ile Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz arasında ilginç diyaloglar yaşandı.07/01/12 21:57
.Toplantıda söz alan Trabzon Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, ‘Spor Toto Süper Ligi 2010-2011 şampiyonluğu bize verin’ dedi.

Bakan Yılmaz, kendisinden önce söz alan Trabzon Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nun, Trabzonspor ile ilgili, ”Şampiyonluğu bize verin” sözlerine şu şekilde cevap verdi:

”Sayın başkan, şampiyonluk verilmez alınır. Size de bu yakışır. Bence bundan sonra gündemi ‘bize verin’ diye oluşturmamak lazım. ‘Bu yıl değilse bile gelecek yıl, ondan sonraki yıl biz bunu alnımızın akıyla, terimizle, hak ederek de almasını da biliriz’ diyebilmeliyiz, deriz, geçmişte bunu yaptık. Hiç şüpheniz olmasın ki gelecekte de bunu yaparız” ifadesini kullandı.

Etiketler: ,


Eki 17 2011

AK Partili vekiller: ÖTVyi nasıl savunacağız

Category: Genel,Haberler,YaşamKardiyolog @ 12:39

AK Parti’nin Kızılcahamam kampının ikinci gün konuları ekonomi, terör ve yeni anayasa çalışmalarıydı. Başbakan Yardımcıları Ali Babacan ve Beşir Atalay’la birlikte Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, milletvekillerine sunum yaptılar.

Yeni ÖTV artışının vatandaşa nasıl anlatılacağı konusunda endişeli olan vekillere ipuçlarını Babacan verirken, Çelik de yeni anayasayla ilgili MHP’yi hedef aldı.

Yarın Başbakan Erdoğan’ın başkanlık edeceği toplantıyla ve 14.30′daki konuşmasıyla sona erecek olan AK Parti’nin Kızılcahamam kampında ikinci gün tamamlandı.

Bakanların vekillere bilgi vermeyi sürdürdüğü günde, öne çıkan konular ekonomi, terör ve yeni anayasa çalışmaları oldu.

ÖTV SAVUNMASI
Basına kapalı yapılan toplantıdan alınan bilgilere göre, Ali Babacan, vekilerin yeni ÖTV artışıyla ilgili ‘nasıl savunma yapacağız?’ endişelerini gidermeye çalıştı.

Ekonominin çok çok iyi durumda olduğunu söyleyen Babacan’ın, artışın orta tabakayı etkilemeyeceğini söylediği ve keyfekeder mallara zam geleceğini belirttiği öğrenildi.

Babacan’ın, “Artışı Yunanistan gibi olmayalım, zor duruma düşmeyelim diye; cari açığı kontrol altına almak için yaptık” dediği belirtilirken, “Böyle bir tedbir önceden alıyoruz ki Avrupa’daki depremin artçıları biz ulaşmasın” ifadelerini kullandığı kaydedildi.

Bankacılık sisteminin dimdik ayakta oldğunu söyleyen Babacan’ın, Türkiye’nin Avrupa’da parmakla gösterildiğini belirttiği öğrenidli.

TERÖRLE MÜCADELE
Toplantıda daha sonra terörle ilgili olarak İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay söz aldı. Şahin, vekilleri KCK operasyonları konusunda bilgilendirdi. Şahin, bugüne kadar 601 kişinin tutuklandığını ve bu süreçte hukuka hiçbir müdahale olmadığını vurguladı.

“PKK 1990′lara dönse de biz dönmeyeceğiz” dediği öğrenilen Atalay’ın da, terörist ile vatandaşı birbirinden ayıracaklarını ve demokratik yolları gözardı etmeyeceklerini söylediği öğrenildi. Atalay, terörle mücadelede ABD’nin desteğinin de sürdüğünü vurguladı.

YENİ ANAYASA
Toplantının bir diğer gündem maddesi olan yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili de, Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik vekillere brifing verdi. Anayasanın yapım süreci ve muhalefetle yapılan görüşmelere değinen Çelik’in, kırmızı çizgileri olduğunu belirten MHP’yi eleştirdiği kaydedildi. Çelik’in, “Kırmızı çizgileri inşallah gerçek değildir” dediği belirtildi.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Eki 15 2011

Melih Gökçek: İsa Gökün karizması sıfır

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 11:38

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek, Samanyolu Haber’de Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili İsa Gök’ün olaylı yemin törenini değerlendirdi.

‘CHP’Yİ VE İSA GÖK’Ü DİZ ÇÖKTÜRÜP YEMİN ETTİRDİK’
Melih Gökçek, İsa Gök’ün yemin boykotunu sonlandırarak Meclis’te yemin etmesi için “İsa Gök’ün karizması sıfır” dedi.

Gökçek şöyle konuştu: “CHP, Başbakan ister yemin edin ister etmeyin deyince orta kaldılar. CHP’liler geldi yemin etti. Ama İsa Gök etmedi. O’nun hakkında twitter’da da tıpış tıpış gelecek ve yemin edecek diye yazmıştım. Güya bir süre direndi. Sonunda direnci kırıldı, tıpış tıpış gelip yemin etti. Bize diz çöktürecekti. Kime? AK Parti’ye. Biz AK Parti olarak onu dizlerinin üzerine getirdik, Meclis’te çöktürdük ve yemin ettirdik. Biz CHP’yi orada diz çöktürdük ve yemin ettirdik. İşte farkımız. Şu anda İsa Gök’ün karizması sıfırdır. Açık ve net olarak söylüyorum; işte AK Parti’nin farkı. Sayın Başbakanın farkı”

Etiketler: , , , , , , , ,


Eki 02 2011

Bu pazar seçim olsa anketi

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 15:08

12 Haziran seçimlerinin üzerinden yaklaşık 4 ay geçti. Peki bugün yeniden seçim olsapartilerin durumu nasıl? Yüzde 50′yi de aşan AK Parti dışındaki tüm partileri düşüşte.

KÜÇÜK PARTİLERİN OYLARI AK PARTİ’YE
12 Haziran seçimlerinden bu yana yaklaşık 4 ay geçti. Yapılan son ankete göre küçük partilerin seçimlerde aldığı oy AK Parti’ye kaymış durumda.

CHP-BDP VE MHP’DE DÜŞÜŞ
Habertürk-Konsensus işbirliğiyle yapılan ankete göre yüzde 50 alan AK Parti’nin oyları yüzde 52.1′e çıktı. Ankete göre AK Parti en yakın takipçisi olan CHP’nin oyunu ikiye katlamanın da ötesine geçti. CHP, MHP ve BDP’nin oylarında büyük bir sapma yaşanmadı.

SARIGÜL KILIÇDAROĞLU’NU GEÇTİ
“Türkiye’nin en beğenilen liderleri” sıralamasında birincilik koltuğunda oturan AK Parti Lideri Recep Tayyip Erdoğan, aldığı yüzde 52′lik oyla, en yakın rakibine 28.2 puan fark attı. İkincilik koltuğuna bu kez 23.8 puanla CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nu geçen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül oturdu. 12 Haziran’dan önceki son ankete göre beğeni oranı 4.3 puan düşen Kılıçdaroğlu yüzde 22.6 ile kendine üçüncü sırada yer bulabildi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise yüzde 20.5 oy ile en beğenilen dördüncü lider oldu.

HANGİ PARTİ NE KADAR OY ALDI?
Kararsız seçmen dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan tablo şöyle:

Yüzde 50 alan AK Parti’nin oyları yüzde 52.1′e çıktı.

CHP oyları 0.5 puanlık bir düşüşle yüzde 25.4′e geriledi.

MHP’deki düşüş ise 1 puan oldu ve oy oranı yüzde 12 oldu.

BDP’nin oyları da 0.4 puan azaldı ve yüzde 6.1′e geriledi.

Etiketler: , , , , , , ,


Eyl 26 2011

Alev Alatlı: Erdoğandaki liderlik Atatürkün liderliği

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 13:16

Alatlı: Başbakan’ın BM’deki konuşması çok mutlu etti beni. O kürsüde kadim doğruları arka arkaya sıralayan bir lider çıkmamıştı şimdiye dek. Erdoğan’da liderlik kumaşı var. Benzeri bir liderlik Mustafa Kemal’inkidir.

Alev Alatlı her daim Türkiye merkezli düşünen bir yazar. “Or’da Kimse Var mı?” serisi başta olmak üzere romanlarının hemen tamamı “bu ülke”nin psikolojisini, hallerini, serencamını anlatır.

Okuyacağınız röportaj da hayli kapsamlı. Felsefi ve ahlaki bir düzlemden Türkiye’yi ve dünyayı Continue reading “Alev Alatlı: Erdoğandaki liderlik Atatürkün liderliği”

Etiketler: , , , , , , ,


Eyl 26 2011

Aysel Tuğluk: AKP Kürtleri öldürüp intihar süsü veriyor

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 13:14

Terör örgütü PKK, hain saldırılarına her gün bir yenisini daha eklerken, asker, polis, sivil demeden onlarca insanı katlediyor..

En son Siirt’te bir grup PKK’lı terörist, Polis Meslek Polis Yüksek Okulu yakınlarında özel bir otomobile roketatarlı ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlemiş ve 4 Kürt kızını haince katletmişti.

Tüm bu yaşananların üzerine, Van Bağımsız milletvekili ve DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, Taraf gazetesine “Yasemin Çongar’a açık mektup” başlıklı bir yazı yazdı. Tuğluk yazısında diyor ki: AKP Kürtleri öldürüp intihar süsü vermeye çalışıyor! İttihat ve Terakki zihniyeti bile bunu düşünemedi! Kürtler ölürler de bu dayatmayı kabul etmezler. Kötü bir barış savaştan daha berbattır..

Biz de PKK’nın haince katlettiği sivilleri de hatırlatarak Aysel Tuğluk’a soruyoruz: PKK artık Kürtleri de öldürüyor Aysel farkında mısın?

Etiketler: , , , , , , , , ,


Eyl 26 2011

Erdoğandan Kürt annelere çağrı

Category: Genel,Haberler,SiyasetKardiyolog @ 13:12

ABD temasları sonrası yurda dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Esenboğa Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, ‘Burdan öncelikle Kürt kökenli annelere sesleniyorum. Tüm annelere de sesleniyorum. Siirt’te olan hadise sıradan değildir. Gerçek yüzlerini göstermiştir. O PKK’nın gerçek üyüzünü göstermesi bakımından önemlidir.’ dedi.

4 KIZIMIZA 200 KURŞUN SIKTILAR
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü; ‘Karşısındaki kadına da kzıa da böyledir. Kendi içindeki kadına da kıza da böyledir. 4 Tane kzıımızı şehit ettiler. Allah rahmet eylesin. İfade edilen mermi 200′e yakın mermi. Böyle bir vahşet olur mu? Başındaki tülbenti ortaya koyan kürt annesi kardeşlerime sesleniyorum. Şimdi tülbentlerinizi nereye sereceksiniz? Buyrun Siirt. Benim damadı olduğum şehir. Bunlar işte kürt kardeşlerimiz. Biz onları polis zannettik diyor. Bu size haklılık mı kazandırıyor? Bu ülkenin polis koleji olmayacak mı? Polis akademimiz olmayacak mı? Biz bir devletiz. Siz savunmasız insanları çok rahatlıkla öldürecek vahşete sahip bir örgütsünüz.’

Etiketler: , , , , , ,


Eyl 19 2011

7 maddede Başbakan Erdoğanın iyi lider tanımı

Category: Genel,Haberler,Siyaset,YaşamKardiyolog @ 13:08

Siyasetten iş dünyasına, medyadan sanata, akademisyenlerden spora Türkiye’nin önde gelen isimlerinin “Liderlik” sorularına verdiği yanıtlar bir kitapta toplandı.

Kitapta Başbakan Erdoğan’ın “Liderlik” tanımı da var: Kötümser olmaz, çevresine olumlu enerji yayar. Farklılıkları tek bir potada eritir, halka güven verir, yalan söylemez.

Gazete Habertürk’ten Bülent Aydemir’in haberine göre, Türkiye’nin kendi alanında lider 119 ismi ile birebir röportaj yaparak “Türkiye lider çıkarmaya aç bir ülkemidir”, “Karizmatik liderlik nedir”, Lider olunurmu doğulurmu”, “İyi bir lider her zaman iyi bir yöneticimidir” gibi sorular yönelten Sevinç Enginaldığı yanıtları “Lider öyle olmaz böyle olur” adlı kitabında topladı. Engin kitabında liderliğin hep siyaset ve iş dünyası bağlamında düşünüldüğünü ancak kendini işine adayan bilimadamları, öğretmenler, annelerin de büyük lider olabileceğini vurguluyor. Kitapta röportajı yer alan spor, siyaset, iş, sanat vemedya dünyasının lider isimleri arasında Başbakan Tayyip Erdoğan da var.

Erdoğan’ın liderlik tüyoları şöyle:

PANİKLEMEZ
Politika yaparken en önemli şey, attığınız adımlar yüzünden birtakım sorunlara ve krizlere sebep olmamaktır. Bu yüzden bir siyasetçinin her türlü olasılığı göz önünde bulundurarak, çok yönlü değerlendirmeler sonucunda adımlar atması önemlidir. Ama son küresel krizde olduğu gibi elinizde olmayan sebeplerden dolayı bazı krizlerle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Bu durumda en önemli şey, topluma güven vermek ve bir panik duygusunun oluşmasını önlemektir.

İYİMSER OLUR
Her toplum, farklı düşünceleri, farklı inançları, farklı beklentileri olan insanlardan oluşur. Bir lider olarak size düşen asıl şey bu farklılıkları mümkün olduğunca tek bir potada eritmek, bir uzlaşı ortamı tesis edebilmektir. Bir lider olarak kötümser olma lüksünüz yoktur. Hep daha iyiye, daha güzele giden yolların önünü açmak boynunuzun borcudur.

GÜVEN İLİŞKİSİ
Benim hep söylediğimbir söz var: “Ne aldatan olacağız ne aldanan olacağız” diye. Halkla samimi bir şekilde, ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam o şekilde iletişimkuruyorum. Bu samimiyeti halkımız anlıyor ve benimsiyor. Bu şekilde halkımızla aramda derin bir güven ilişkisinin oluştuğunu düşünüyorum. Onları aldatmayacağımı, onlara yalan söylemeyeceğimi biliyorlar.

İŞİNİN EHLİ EKİP
Ekibimin işinin ehli olması benim açımdan büyük önem taşır. Ayrıca toplumda ve çevresinde seçkin ve güvenilir bir kişi olması önemlidir. Çalışkanlığı ve başkalarıyla uyum içerisinde çalışması da önem verdiğim özellikler arasındadır.

HUZURLU AİLE
İnsanın ailesinin bulunduğu noktaya gelmede önemli bir rolü vardır. O yüzden liderlikte de ailenin çok önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Ailesinde huzur içinde olanlar, aileden destek görenler, bu huzuru,mutluluğu ülkesine de yansıtacaktır. Halkla daha doğru ileşitim kuracaktır.

LİDER DOĞULUR
Bazı insanlar liderliğe yatkın bir mizaçla doğabilirler. Ama bence bir insanı lider yapan şey, ülkesine duyduğu sevgi ve onun uğrunda yürüttüğü toplumsal mücadeledeki kararlılığıdır. Ben güzel bir gelecek özlemiyle yürütülen toplumsal mücadelelerin liderliği yarattığı inancındayım.

MUTLU RUH HALİ
Eskiler, “Hal saridir” derler. Yani haller, haletiruhiyeler, bulaşabilir. Dolayısıyla, liderin ruh hali de saridir, bulaşıcıdır, çok çabuk etrafına yayılır. Eğer lidermutlu bir ruh haline sahipse, etrafındaki insanların da her şeye daha olumlu baktıkları görülür. Bu da onları ortak hedeflerine varma konusunda daha iyimser yapar.

Aynı kitapta Bahçeli de var:
“Çift başlı kartalın yönü Osmanlı ve Cumhuriyet”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de kitaba “Demokratikleşme ve Liderlir” başlıklı bir makale yazdı. “Türkiye’nin muhteşem konumu ve manevi birikimleri yüzünü ne yalnızca Doğu’ya, ne de sadece Batı’ya dönmesini mümkün kılar. Türkiye kendisini merkeze alıp hem Batı’ya, hem de Doğu’ya dönük olmak zorundadır. Selçuklu Devleti’nin bayrağındaki iki yöne bakan çif başlı kartaldan, Osmanlı’ya ve oradan Cumhuriyete miras kalan stratejik vizyon da bunu gerektirir.

Fatih Terim (Galatasaray Teknik Direktörü)
“Evet, lider doğulur”

Lider olunmaz, doğulur görüşüne katılıyor musunuz?

Bir ölçüde katılıyorum. Hiç şüphe yok ki insan kendini yetiştirir; aldığı eğitimin kalitesine ve çevresinin katkısına bağlı olarak yüksek mevkilere gelebilir. Ama liderlik büyük ölçüde kişinin karakter özelliklerine bağlıdır.

Sizce bir liderin hangi özellikleri olmazsa olmaz?

Bir lider her şeyden önce geniş hayal gücüne sahip olmalı. Vizyonuyla çevresindekilerin ufkunu açmalı. Sıradan insanların görmediklerini gören, geleceği planlayan biri olmalı. Sürekli fikir üretmeli. Bu vizyonun gerektirdiği enerjiye de sahip olmalı. Kararlarında cesur ve adil olmak da çok önemli. Geniş kitleleri etkileyebilmek, onların peşine takabilmek için bir liderin vicdan sahibi olduğunu ve adil kararlar verdiğini göstermesi lazım.

Faruk Eczacıbaşı (Eczacıbaşı Holding Başkan Yardımcısı)
“Lider hizmet edendir”

Bir liderin hangi özellikleri olmazsa olmazdır?

Lider aslında hizmet edendir. Yönettiği kişilere hizmet ettiğini gösterebilmeli, yol gösterme özelliği bulunmalıdır. En önemli özelliği karar verebilme ve ikna edebilme yeteneğidir.

Etiketler: , , , , , , ,


Eyl 19 2011

Serdar Turgut: AK Parti Cumhuriyetin tek kurtarıcısıdır

Category: Genel,Haberler,Siyaset,YaşamKardiyolog @ 13:06

Habertürk yazarlarından Serdar Turgut, bugün kaleme aldığı köşe yazısında AK Parti’nin uygulamış olduğu toplumsal ve diplomatik politikalara atıfta bulunarak, Erdoğan’ı ve AK Parti’yi Cumhuriyet’in kurtarıcısı olarak ilna etti.

İŞTE SERDAR TURGUT’UN YAZISININ ÖNEMLİ BÖLÜMLERİ;

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejimi fena halde tıkanmıştı. Düzen inançlı insanlara nasıl yaklaşaması gerektiğini bilmiyordu ve bilemediği için de inançlı insanları düşman olarak görebiliyordu.

“TÜRKİYE DÜNYADA LİDER ÜLKE OLABİLİR”
Cumhuriyet rejiminin laikliği yeniden tanımlamasına ve inançlı insanlarla uyumlu yaşamaya başlamasına ihtiyacı vardı.

Dünyanın da böyle bir dönüşümü görme zamanı gelmişti ve eğer Türkiye bunu kendi içinde başarabilirse dünyada lider ülke olabilir.

Türkiye’nin ihtayacı olan bu dönüşüm yapılmadığı takdirde artık tıkanmış olan Cumhuriyet rejimi kesin çökecekti.

Rejimin savunucusu olduklarını sanan bazı Ergenekon zihniyetliler ve CHP bu sistemin artık kendilerini de sürükleyerek çekmekte olduğunu göremiyorlardı. Tehlikenin farkında değildiler.

“AK PARTİ CUMHURİYET’İN TEK KURTARICISIDIR”
Eğer AK Parti iktidarar gelmeseydi, Türkiye’de büyük bir çöküş yaşanacaktı. Düşmanları tarafından Cumhuriyet düşmanı olarak damgalanan AK Parti, aslında Cumhuriyetin tek kurtarıcısıydı.

Bunlar sadece AK Parti’nin yapmayı başardığı şeylerin kısmi bir dökümünden ibaret. Bu yüzden yazımın başlığını “Erdoğan sayesinde kendimi çok iyi hissediyorum” diye attım.

“ERDOĞAN SAYESİNDE KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM”
Erdoğan’ın laiklik tanımını yaptığı konuşmayı dinlerken bana yıllardır aldığım tavırlar nedeniyle küfrede, beni damgalamaya çalışan, beni Cumhuriyet düşmanı olarak nitelendiren gerçek Cumhuriyet düşmanı hasta ruhlar aklıma geldi.

Ben Başbakan sayesinde kendimi çok iyi hissediyorum ve almış olduğum teorik tavırlar da doğrulandı, alnım temiz, kalbim rahat.

Bu yüzden bundan böyle oylarımı atacağım AK Parti’nin Cumhuriyet’in 100′üncü yılını kutlamaya en çok yakışan parti olduğunu ve dünya liderliğine soyunan bir Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmeninde en çok onlara yakıştığını söylemeliyim

Etiketler: , , , , , , ,


Sonraki Sayfa » 


cinsel sohbet islami sohbet Sohbet Siteleri Sohbet Siteleri Mynet Sohbet full izle Adını Aşk Koydum Kuzey Güney Sohbet