Mar 29 2012

Meclis’te tansiyon yükseldi

Category: Haberler,Siyasetxxlance @ 21:34

     MHP’li Adan: Sizin ayaklarınızın titrediği dönemde 28 Şubat baskısına karşı biz..

TBMM Genel Kurulu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran yasa teklifini görüşüyor.

Yasa teklifinin 3. maddesi kabul edilirken oturuma yaşanan gerginlikler nedeniyle 2 kez ara verildi.

Dün gerçekleştirilen ilk gün görüşmelerine iktidar ve muhalefet vekilleri arasında yaşanan gerginlikler damga vurmuştu.

Gerginliğin devam ettiği Genel Kurul’da bu kez de ‘milletvekillerinin ve partilerin 28 Şubat sürecinde takındığı tavırlarla ilgili’ bir tartışma yaşandı.

Tartışmanın odağındaki iki isim ise MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan ve AK Parti Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ idi.

’28 ŞUBATI İSTİSMAR EDİYORSUNUZ’

Adan, AK Parti sıralarına dönerek “Önce 12 Eylül’ü istismar ettiniz sonra e-muhtırayı istismar ettiniz. Şimdi de 28 Şubat sürecini istismar ediyorsunuz” diye konuştu.

Sözlerine AK Parti Milletvekili Özcan Ulupınar’ın bugün yaptığı “Bıçak da sallasalar, kurşun da atsalar 4+4+4 bu hafta geçecek” açıklamasını hatırlatarak devam eden Adan şunları söyledi: “Bize kurşun sıksalarda bunu çıkaracağız demişsiniz. Size kim kurşun sıkıyor? Bunu da istismar ediyorsunuz. Bizim yüreğimiz demokrasi için atarken sizin ödünüz patlıyordu. Sizin ayaklarınızın titrediği dönemde 28 Şubat baskısına karşı biz saf tutuyorduk.”

YUMRUK YUMRUĞA KAVGA SON ANDA ENGELLENDİ

Adan’ın bu sözlerine AK Parti sıralarından büyük tepki geldi. Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ, Adan’a oturduğu yerden cevap verince bir anda ortalık karıştı.

Adan kendisine yanıt veren Demirbağ’ın üzerine doğru hamle yaptı. Diğer vekillerin araya girmesiyle yumruk yumruğa kavga son anda engellendi.

Meclis Başkanvekili Meral Akşener de arbede arasında kaldı.

OTURMA ARA VERİLDİ
Yaşanan gerilimin ardından Meclis Başkanvekili Sadık Yakut, oturuma bir kez daha ara vererek tansiyonu düşürmeye çalıştı.

MECBURSUNUZ

Sağlam’ın ardından CHP Grup Başkanvekili İnce, konuşmak için Başkanvekili Yakut’tan söz istedi. Yakut’un söz vermemesi üzerine İnce, ısrar ederek, ‘Vermeye mecbursunuz’ diye bağırdı.

Yakut’un, ‘İlla kürsüye çıkmak istiyorsanız…’ demesi üzerine İnce kürsüye gelince AK Parti’li milletvekilleri tepki gösterdi ve sıra kapaklarına vurdu. Sadık Yakut da İnce’ye, ‘Ben size söz vermedim. Bu kürsü işgali değil mi Sayın İnce? Söylediğim söz başka bir şey’ dedi.

Tartışmanın uzaması üzerine Yakut, birleşime ara verdi.

İnce, verilen arada, ‘Ben o sözü alacağım, babasının çiftliği değil burası, bu sözü verecek. Grup Başkanvekiline söz vermemek diye bir şey olmaz’ diye bağırdı.

Bu sırada, milletvekilleri ayağa kalkarak, birbirlerine laf atmayı sürdürdü.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Mar 28 2012

Helikopter neden düştü?

Category: Haberler,Siyasetxxlance @ 22:17

CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Afganistan’da bir Türk helikopterinin düşmesi sonucunda 12 askerimiz şehit düştü. Helikopterin düşüş nedeni netleşmiş midir? Helikopter bir kaza sonucu mu düşmüştür?” diye sordu.

Tezcan, “Helikopterin düşmesi sonucu şehit olan Türk askerleri, bir süre önce bir ABD askerinin 16 sivili öldürmesi ile ilgili bir inceleme yapmışlar mıdır? Yaptılar ise olayın tanıkları veya ölen 16 Afganistan vatandaşının yakınları ile görüşmüşler midir?” sorusunu da yöneltti.

CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, TBMM Başkanlığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Tezcan, şu sorulara yanıt aradı:
“Helikopterin düşmesi ile ilgili bir kaza kırım raporu hazırlanmakta mıdır? Hazırlanmakta ise bu rapor kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?
Düşen helikopterde şehit olan TSK mensupları hangi görevden dönüyorlardı veya hangi göreve gidiyorlardı?
Türk askeri, 11 yıl önce Afganistan’a gönderilmişti. Önümüzdeki dönemde Türk askerinin Afganistan’dan çekilmesine yönelik bir plan veya çalışma var mıdır?
Afganistan’da bulunan Türk askerleri hangi görevleri yürütmektedir?
Türk kamuoyunda gündeme gelen ‘Afganistan’daki Türk askerleri ABD askerlerini korumakta ve ABD askerlerine kılavuzluk yapmaktadır’ iddiaları doğru mudur?
7-10 Ekim 2001 tarihinde TBMM’de kabul edilen Başbakanlık tezkeresi çerçevesinde bugüne kadar Afganistan’a kaç asker gönderildi?
2001’den bu yana Afganistan’da kaza, saldırı veya diğer olaylarda şehit düşen veya gazi olan askeri personel sayısı kaçtır?
Helikopterin düştüğü bölge hangi ülkenin kontrolü altındadır?
Helikopterin düşmesi sonucu şehit olan Türk askerleri, bir süre önce bir ABD askerinin 16 sivili öldürmesi ile ilgili bir inceleme yapmışlar mıdır? Yaptılar ise olayın tanıkları veya ölen 16 Afganistan vatandaşının yakınları ile görüşmüşler midir?”

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Şub 23 2012

CHP’den İtiraz

Category: SiyasetXp @ 02:39

MİT Yasasında değişiklikle ilgili itiraz için, CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu
22 Şubat 2012 Çarşamba, 10:55:51

..CHP, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, bir grup CHP’li milletvekiliyle geldiği Anayasa Mahkemesi önünde gazetecilere açıklamada bulundu.

Tarhan, “MİT Yasasında 26. maddeyi değiştiren yasanın Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi yolunda hazırladıkları dilekçeyi” teslim edeceklerini söyledi.
“Hazırlanan yasanın, jet hızıyla 4 saatte sayın cumhurbaşkanı tarafından imzalandığını ve yasalaşma sürecine girdiğini biliyoruz” diyen Tarhan, “Bu yapılanlara karşı aslında bizim, bir filmi geri sarma mücadelesinin parçasıdır, Anayasa Mahkemesine başvurumuz. Hazırlanan yasa, anayasanın 2, 10, 6, 88, 127, 137 ve 138. maddelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Buna ilişkin dilekçemiz hazır. Anayasa Mahkemesine vereceğiz” ifadelerini kullandı.

Etiketler: , ,


Şub 23 2012

Deniz Baykal Kararını Açıklayacak

Category: SiyasetXp @ 02:37

Divan Başkanlığı için nabız yoklayan Deniz Baykal’ın bugün kapsamlı bir basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor
20 Şubat 2012 Pazartesi, 10:10:22

..GAZETE HABERTÜRK

Parti yönetimine tüzük değişikliğine ilişkin itirazlarını ileten ve “divan başkanlığı” için nabız yokladığı öne sürülen eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın bugün kurultaya ilişkin geniş kapsamlı bir değerlendirme yapması bekleniyor. Yaptığı itirazlardan sadece birinin dikkate alınmasına tepkili olan Baykal’ın, kurultaya katılmama eğiliminde olduğu öne sürüldü. Önder Sav ve ekibinin de yine 26 Şubat’ta yapılacak kurultaya katılmayı düşünmedikleri öğrenildi.

Etiketler: , ,


Şub 23 2012

CHP Hazır.

Category: SiyasetXp @ 02:34

CHP’de muhalif kanadı destekleyen delegelerin ilk kongreye katılmayacakları iddiası kulisleri hareketlendirdi. Bu tartışmanın üstüne Önder Sav’dan yazılı açıklama geldi: “İlk kurultaya delegelerin katılmamasını kimse yargılayamaz”
22 Şubat 2012 Çarşamba, 15:58:21

..HABERTURK.COM

CHP’de 26 ve 27 Şubat tarihlerinde toplanacak kongreler öncesinde iktidar kanadı ile muhalif kanat arasında tartışma yaşanıyor.

Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen muhalif kanada yakın delegelerin 26 Şubat’ta toplanacak olan kurultaya katılmayacakları iddiası, Kılıçdaroğlu cephesinden tepki görmüştü. Önder Sav ise bugün yaptığı yazılı açıklama ile hem muhalif delegelerin ilk kurultaya katılmayacakları yönündeki iddiaları doğruladı hem de Kılıçdaroğlu cephesine sert eleştiriler yöneltti.

Açıklamasında, “İlk kurultaya delegelerin katılmamasını kimse yargılayamaz. Kılıçdaroğlu ve yöneticiler başarısızlığı örgüte yıkmasın” diyen Önder Sav, parti içi demokrasi ateşinin Anadolu Ateşi ve benzeri etkinliklerle söndürülmeye çalışıldığını iddia etti. Örgütün ‘benim kurultayım-senin kurultayın’ şeklinde ikiye ayrıldığını ve delegelerin hor görüldüğünü belirten Sav, ‘acemi politikacıların delegelerin yılmadan doğruları uygulayacağını’ göremediğinin de altını çizdi.

Önder Sav açıklamasının sonunda ise şunları kaydetti: “CHP’de artık yen yırtıldı kol kırıklığı gizlenemez. CHP’nin Kurultay delegeleri, kendilerinin haklı taleplerini yansıtan 27 Şubatta yapılacak kurultaya katılmayı yeğleyip, 26 Şubat kurultayına uzak durmalarına, hiçbir yöneticinin eleştirme ve yargılama hakkı olamaz.”

Etiketler: , , ,


Şub 23 2012

Bir milyon mezar!

Category: YaşamXp @ 02:33

Belediye başkanından korkutan deprem uyarısı…
22 Şubat 2012 Çarşamba, 14:42:39

..BÜYÜKÇEKMECE Belediye Başkanı CHP’li Hasan Akgün, İstanbul’da iki bölgede 7 büyüklüğünde 2 depremin olacağını herkesin bildiğini ve bilimadamlarının söylediğini belirtti. Akgün, “Büyükçekmece, Küçükçekmece, Güngören’deki yıkılacak binaları yıkıp yenisini yapmazsak oradaki insanlar ölecek. Ya binaları yıkacağız yenisini yapacağız ya da 1 milyon kişi için mezar hazırlayacağız” dedi. Bünyesinde 230 belediyeyi bulunduran Marmara Belediyeler Birliği, ‘Belediyelerde Yeni Gelişmeler ve Uygulamaya Yansımaları: 2011 Yılı Değerlendirme Toplantısı’nı Afyonkarahisar Korel Termal Otel’de gerçekleştirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Marmara Belediyeler Birliği Başkanı ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti’li Recep Altepe, Belediyeler Birliği olarak pek çok projeye imza attıklarını söyledi. Son yıllarda belediyeciliğin geliştiğini aktaran Altepe, Marmara Belediyeler Birliği’nin de bu gelişime ivme kazandırdığını kaydetti. ‘Örnek Belediyecilik Proje Yarışması’ yürüttüklerini, bunun da belediyeleri teşvik edeceğini aktaran Altepe, toplantıya ev sahipliği yapan Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu ile Afyonkarahisar Belediye Başkanı AK Parti’li Burhanettin Çoban’a teşekkür etti.

DEPREM YASASI HEMEN ÇIKARILMALI
Açılış konuşmalarından sonra toplantının istişare bölümüne geçildi. Bu bölümde söz alan İstanbul Büyükçekmece İlçe Belediye Başkanı Hasan Akgün, depremle ilgili düzenlemelerin bir an önce çıkarılması doğrultusunda AK Partili belediye başkanlarını milletvekilleri ve hükümete baskı yapmaları konusunda uyardı. Akgün şunları kaydetti: “Bir Deprem Şûrası toplandı. Toplantının ardından basın mensupları ‘Ne konuştunuz’ diye sorunca ’1999 Depremi’nde ne konuştuysak, onu konuştuk’ dedim. Marmara Belediyeler Birliği’nin en önemli konusu deprem olmalı. İstanbul Afyon’u kurtarır, ama Afyon İstanbul’u kurtaramaz. Ergene havzasındaki kirlilikle ilgili mücadele de ikinci konumuz olmalı. AK Parti’li belediye başkanlarından ricam şudur; bu Deprem Yasası fazla uzatılmamalı.”

’1 MİLYON KİŞİ İÇİN MEZAR KAZALIM’
Akgün, İstanbul’da 7 büyüklüğünde 2 depremin beklendiğini hatırlattı. Akgün, şu uyarıyı yaptı: “İstanbul’da, Bursa’da, Yalova’da ve diğer depremden çok etkilenecek bölgelerde çok hızlı hareket edip bunu uygulamaya koyamazsak sonunda yine ‘Ah, vah’ noktasına geleceğiz. İstanbul’daki depremde en az 1 milyon kişiyi kaybedeceğiz. İki büyük deprem olacak. Bir tanesi hemen Küçükçekmece önündeki çanakta olacak. Öbürü Silivri’nin karşısında olacak. İki bölge 7 büyüklüğünde deprem üretecek. Bunu herkes biliyor, bilimadamları söylüyor. Büyükçekmece, Küçükçekmece, Güngören’deki yıkılacak binaları yıkıp yenisini yapmazsak oradaki insanlar ölecek. Ya binaları yıkacağız yenisini yapacağız ya da 1 milyon kişi için mezar hazırlayacağız.”

Etiketler: , , ,


Şub 12 2012

“Kanun eşitliğinin olduğu bir ülkede…”

Category: SiyasetXp @ 03:41

Kemal Kılıçdaroğlu’dan MİT düzenlemesine tepki gösterdi
11 Şubat 2012 Cumartesi, 17:18:42

..CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter’daki hesabı aracılığıyla, “Demokrasinin ve kanun önünde eşitliğin olduğu
bir ülkede kişiye özel düzenleme yapılmaz” açıklamasında bulundu.

CHP Basın Birimi’nden yapılan yazılı açıklamada, Kılıçdaroğlu’nun Twitter’daki hesabı üzerinden değerlendirmelerde bulunduğu belirtildi.

Kılıçdaroğlu, Twitter’da şu açıklamalarda bulundu:

“Demokrasinin ve kanun önünde eşitliğin olduğu bir ülkede kişiye özel düzenleme yapılmaz. Anti-demokratik yasalar tümden ele alınır. Hem söyledik hem kanun teklifi verdik; CMK’nın 250, 251 ve 252’nci maddelerini kaldıralım, Özel Yetkili Mahkemeleri kapatalım dedik. AKP yarattığı canavardan kurtulmaya çalışıyor, ama hukuku dolanarak bu iş olmaz. Gelin ülkeyi bu sıkıyönetim mahkemelerinden kurtaralım. Diğer yandan Başbakan bu sürecin iç ve dış aktörlerini, hedeflerini ve neyi tasarladıklarını halka bütün çıplaklığı ile anlatmalıdır.”

Etiketler: , , ,


Şub 05 2012

AK Parti davasının perde arkasında neler yaşandı?

Category: SiyasetXp @ 02:06

Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can, Balçiçek İlter’e anlattı…
04 Şubat 2012 Cumartesi, 10:27:14

..BALÇİÇEK İLTER / balcicek@htgazete.com.tr
Gazete HABERTÜRK

Doç. Dr. Osman Can… AK Parti kapatma davasının raportörü olarak gündemimize girdi. Öyle zehir zemberek bir rapor koydu ki ortaya parti kapatılmadı, kapatılamadı. Kimi “Cemaatin adamı” dedi, kimi “AK Parti’den bakanlık sözü aldı” buyurdu. O ise karşılaştığı onca çarpıklığa rağmen hukukun üstünlüğüne inandı ve inanmaya devam ediyor. Bir taraftan sivil anayasa için çalışmalar yapıyor, kitaplar yazıyor, bir taraftan Marmara Üniversitesi’nde ders veriyor, bir taraftan da ihtiyacı olana işadamından siyasetçisine, medya mensubundan sokaktaki vatandaşa “Niye yeni bir Anayasa’ya ihtiyacımız var?” sorusunun cevabını anlatıyor. Yargının bağımsızlığını yine ve yeniden konuştuğumuz, “Acaba kimin vesayetinde, kimin arka bahçesi?” sorularına karşılıklı cevaplar yetiştirdiğimiz bugünlerde onun açıklamaları çok önemli. Osman Can’ın anlattıklarını okuyunca dehşete düşmemek mümkün değil. Bir zihniyetin, milletin iyiliği için darbe hayali kuran hastalıklı bakış açısının, devletin en bağımsız, en güvenilir olması gereken kurumunu, Anayasa Mahkemesi’ni nasıl yönlendirdiğini, bu uğurda resmi belgelerin içeriğinde tahrifat yapmaktan bile çekinmediğini göreceksiniz. Üzerinde daha çok konuşacağız, ama önce söz OSMAN CAN’da…

- Önce şunu merak ediyorum, sizin gibi düşünen birini nasıl oldu da Anayasa Mahkemesi’ne raportör olarak aldılar?

Anayasa Mahkemesine geldiğim dönem Avrupa Birliği, küreselleşme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vs. bunların çok hit olduğu dönemler. Böyle olduğu için de Anayasa Mahkemesi’nde en azından raportörler nezdinde bazı muhaliflerin bulunmasına da ihtiyaç duyuluyordu diye düşünüyorum. Anayasa Mahkemesi’nin Antalya’daki sempozyumuna davetliydim, tebliğ sunacaktım. Mesleğimin daha başındayım. Almanya’dan yeni dönmüş ve Erzincan Hukuk Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak başlamışım. Ve burada Türkiye’nin anayasa konusunda konuşacak en yetkin insanları, anayasa hukukçuları, Anayasa Mahkemesi üyeleri var. Benden önceki oturumda özgürlük karşıtı yorumlar alkışlanınca ikilemde kaldım. Ben şimdi kalksam bunlarla çatışsam, kariyerim bitecek. Bir daha da bir yerde bir şey tutturamam. Ama kendi doğrularımı söylemezsem de kendime olan saygımı kaybederim. Uzun uzun düşündüm. Benjamin Franklin’in bir sözüyle başladım konuşmaya; “Güvenlik sağlamak için özgürlüğünden feragat eden her ikisini de kaybeder.” Konuşmada tezlerimi olduğu gibi sundum ve “Bu anayasa değişiklikleri yetersizdir, bu anayasa değişiklikleri ilerleme falan değildir, sadece bir anomaliyi ortadan kaldırdı. Demokratikleşme için bunun ötesine geçmek lazım.” dedim. Anayasa Mahkemesini de yoğun bir şekilde eleştirdim. Anayasanın faşizan içerikli bir başlangıç kısmı vardır. Ona dayanarak karar veriyor. Parti kapatmaları ona dayandırıyor, bütün kritik kararları ona dayandırıyorlar. Bunu da eleştirdim. Bu nasıl Mahkeme diye düşünüp Erzincan’a döndüm, ancak sonra Mahkeme Başkanı aradı ve davet etti. AB süreci var, konjonktür muhalif isimleri istiyordu.

- AKP’ye yakın isimler mi etkili oldu?
Tam tersine… Benim oraya girmemi sağlayanlar AKP’ye yakın olan insanlar değil. Mustafa Bumin, Tülay Tuğcu gibi birlikte çalışacağım iki çok değerli Başkan ve sair üyeler… O zaman 16 raportör vardı, başladım çalışmaya. Eleştirel olduğumu herkes biliyor. Yalnız bu eleştirellik bilimsel bir eleştirellik oldu. Yargıda partizanlığa hiç hazzetmedim.

- Verilen ilk önemli dava? DEHAP?
Evet. 2003 yılında DEHAP davası geldi. 2002 seçimlerinde örgütlenmeyi yeteri kadar gerçekleştirmediği halde örgütlenmiş gibi yaparak seçimlere girdiği iddiasıyla hakkında kapatma davası açılmıştı. Sonradan bir ek iddianame de geldi, bölücülük nedeniyle. Anayasa hukukçusu olmam, politik davalar ve düşünce özgürlüğü konusunda çalışmışlığım sebebiyle Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin bunu bana havale etti. Daha önce Fazilet Partisi davasına bakan Mehmet Turhan, dosyayı görünce “Bu dava beni emekli eder” demişti. Ben de “Galiba beni emekli edecek olan dava da budur” dedim. Hakikaten de öyle oldu. Çünkü ben 2010′da ayrılana kadar o dava hala sonuçlanmamıştı. Parti kendini feshetmesine rağmen yasa gereği dava devam etti. İlgili madde daha sonra iptal edildi ve dava
düştü.

- DEHAP davasına Anayasa Mahkemesindeki bakış nasıldı?
Daha önceki tutumlar, kararlar belli, kapatılacaktı zaten… Ben 2005′te DEHAP’la ilgili ilk raporumu verdim.Ve bu rapor, parti kapatmalara çok yeni bir perspektif getirdi. Yani parti kapatma davalarında o zamana kadar teknik hukuk incelemesi yapılırdı.

Siyasi partiler kanunu ve Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki içtihatları da bu şekilde… Aşağı yukarı bütün parti kapatma davalarında “kapatılsın” kararı çıkardı. İlk defa Mehmet Turhan “Fazilet Partisi kapatılmasın” diye bir görüş verdi. Ve bu onun emekliliğine neden oldu.

- Peki sizin DEHAP görüşünüz neydi?
“Kapatılmasın”dı. Raporum öyleydi ve bu rapor nedeniyle eleştirilere maruz kaldım. O eleştirileri zaten bekliyordum. Ve o dönemim koşulları içerisinde Anayasa mahkemesinde kim olursa olsun o raporu eleştirirdi. Çünkü egemen düşünce öyleydi.

- Ne gibi eleştiriler?
Örneğin benim Iğdırlı olmam, böyle bir raporun hazırlanmasında etkili olmuş olabilir mi diye düşünüldü. Çok fazla önemsemedim. Çünkü ne yazdığımı gayet iyi bilen bir insanım. Orada bir bilimsel tez ortaya konuluyor bunu çürütmeleri gerekiyor.

- “Kapatılmamalıdır” görüşünü neye dayandırdınız?
Siyasi partilerin toplumsal öğeler olmasından hareketle bir değerlendirme yaptım. Çatışma teorilerine girdim ve çatışma teorilerinde her bir toplumsal yapıda iki farklı refleksin ortaya çıkacağını tespit ettim. Bu tezler üzerine kitap yazdım. Her ikisi de politik refleksti, ama bu politik refleks kendini ifade edebilecek alanlar bulduğu zaman siyasete dönüşür, ifade edemediği zaman da teröre dönüşür. Ve hem terör hem de siyaset, ikisi de o problemin bulunduğu toplumsal tabanın üreteceği reflekstir. Siz siyaseti kapattığınız an şiddetin önünü açarsınız. Türkiye’de terörün ön plana çıkmasının nedeni önemli ölçüde devletin bu konuda uygulayacağı politikalardır.

- O zaman terörle siyaset aynı tabandan beslenmiyor mu?
Evet, aynı toplumsal tabanda terör örgütüne karşı çıkmak suretiyle siyaset yapabilme imkanı var mıdır? Çok güçtür, doğasına aykırıdır. Devlet ve örgüt arasında kalınır. Üstelik ülkemizde devletin demokrasiyi koruma adıyla parti kapatması da problemlidir. Çünkü devlet de demokratik değil hani… Kısaca bu davalara yalnızca teknik hukuk bilgisiyle değil, sosyoloji ve siyaset bilimi bilgisiyle de bakmak gerekiyor. Bu tezi kurdum. Siyasi partiler, yerel yönetimler vs. bütün bunların hepsi aynı zamanda devletin o toplumsal tabanla iletişim kurma kanallarıdır. Bunları ortadan kaldırdığımızda hangi amacı savunduğumuzu düşünüyorsak, asıl o amaca zarar vermiş oluruz. Parti kapatmaların böyle bir tehlikesi vardır. Ardından demokrasi ilkesinden hareket ederek bu siyasi partinin kapatılmasının mümkün olmadığını kendilerine söyledim.

-DEHAP’ı feshedip DTP ile devam etmeselerdi partileri kapatılır mıydı?
Karar daha çabuk alınabilirdi, kapatılırdı. Davanın görüldüğü sırada, DEHAPlılar Anayasa Mahkemesi’nin önünde bir açıklama yaptılar, “Niye dava bu kadar uzun sürüyor, biz siyaset yapmak istiyoruz. Ya kapatın ya reddedin ama bir an evvel kararınızı verin.” diye. İşte bu, Anayasa Mahkemesi’nin DEHAP dosyasını ötelemesine neden oldu. Tahminim “Bunlar acele karar için zorluyorsa, biz de tersine acele etmeyelim, kalsın” diye bir eğilim ortaya çıktı ve sürekli ertelendi. Görülmedi o dosya bir türlü.

- Bu da başka bir tür kapatma gibi…
Elbette. Anayasa Mahkemesi Başkanı gündemi belirler. Başkan o eyleme kızdığını hatırlıyorum. Muhtemelen Mahkemedeki huzursuzluk “Bize böyle bir şey dayatamazlar” tutumunu egemen kıldı.

- Sizin raporunuza rağmen o parti kapatılacaktı yani?
O partiyi kapatırlardı. Çünkü şöyle bir şey var; 2005’ten sonra Türkiye bir Anayasal krize doğru gidiyordu. Bunun mahkemede de yansıma bulacağını ve sertleşme yaşanacağını söylemek yanlış olmazdı. Dava sürüncemede kaldı. Mahkeme yedi sene sonra, kendini feshetmiş de olsa davanın devam edeceğini söyleyen kanun maddesini iptal etti ve “bu davanın görülmesi mümkün değildir. Bu
davayı bitiriyoruz.” dedi. Süreç kapanmış oldu.

- Bir vatandaş olarak bilerek, isteyerek, yedi yıl bir davayı açık tutmayı anlayamıyorum. Normal mi bu? Türkiye’nin normali bu, ama demokratik değil elbet. DEHAP davası gibi bir davanın Anayasa Mahkemesi’ne gelmesi durumunda normal bir ülkede, Anayasa Mahkemesi böyle bir davayı iki hafta içinde karara bağlar ve “Böyle dava mı açılır.” diye tepki gösterip reddeder. Demokratik bir ülkede bir Anayasa Mahkemesi bunu yapar. Ama Türkiye’de siyasi partilerle Anayasa Mahkemesi arasındaki ilişki çok hastalıklı olduğu için ve Anayasa Mahkemesi siyasi partileri demokrasi ölçeğine göre değil de ideoloji ölçeğine göre değerlendirdiği için böyle. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi o partinin lehinde olabilecek şeyleri pek fazla değerlendirmezdi eskiden. İdeolojiye aykırı olması yeterliydi. Böyle olunca reddedilip kapatılması gereken bir dava 7 sene devam ettirilebildi.

- DTP davası geldiğinde?
Mahkemenin yapısını hesaba kattığımız için hepimiz kapatılacağını bekliyorduk. Zaten davanın raportörü de kapatılsın diye görüş bildirdi. DEHAP davasındaki tutumun belli olduğu için DTP dosyasının bana verilmeyeceği açıktı.

- Bir raportör ne kadar etkilidir? Yani raporu sunar işi biter mi?
Raportörler raporlarıyla heyettedirler ve genellikle sadece sorulan sorulara cevap verirler. Ben çok söz alır ve tartışmaya doğrudan katılırdım. Bu yüzden Başkanı birkaç defa kızdırdığım da oldu. Ama bilimsel ve metodolojik müdahaleler olduğu için heyet hep olgunlukla karşılardı. 8 yıllık raportörlüğümde başörtüsü değişikliği dışında tüm görüşlerim kabul edildi ve mahkeme tarihi nitelikte içtihat değişikliğine gitti. Özelleştirmeler konusu bunlardan biri. Yani raportöre göre çok etkili de olunabiliyor. Ancak rapora rağmen
aksi yönde de kararlar alınabiliyor.

- Sonra 367 kararı, Cumhurbaşkanı tartışmaları…
Radikal 2’de bir makale yazmıştım ve konuyla ilgili rengimi belli etmiştim Başkan çok kızdı bana “sana verecektik dosyayı” diye…

- Sizin hakkınızda o dönem ne düşünüyorlardı kurumda?
Kanaat şudur muhtemelen: “Kimsenin adamı değil, nevi şahsına münhasır” veya “Avrupa’da okumuş, Türkiye’nin kendine özgü şartlarını anlamıyor”… 367 ile ilgili tartışmalardan sonra eski güzel günler geçti. Statükonun devamından yana olanlar, yazılı Anayasayı bir kenara itmeye başlayınca, haliyle onlarla aynı merkezde durmam söz konusu olamazdı. Artık aileden değildim. Aileden falan değilse ne olacak? Mümkün olduğunca davaların ona gelmemesi gerekir. Ya da onun ürettiği ne kadar argüman varsa ona karşı argüman üretilmesi lazım… Benim için “o ideolojimize, hakimiyetimize zarar veriyor” kanısı egemen olmaya başladı. Bu şekilde politik bir kamplaşmaya ya da çatışmaya doğru gitti Anayasa Mahkemesi. Ancak kurum içinde nezaket ve saygı işlemeye devam etti.

- Kurumda en ateşli tartışmalar hangi dönemde yaşandı?
AK Parti Kapatma Davası’nda…

- Gelelim o davaya… Anlamadığım nokta şu, madem sizin hakkınızda aileye zarar veriyor diye düşünülüyor nasıl oldu da bu davayı size bıraktılar?
Başörtüsü ve AK Partiyle ilgili davalarda mahkemede raportör kadrosu itibariyle bir genel devlet ideolojisi ve algısına uygun olan, eski dönemden alınanlar vardır. Bir de daha sonra, zaman içerisinde gelen, siyasal tutum ve yaşam tarzları itibariyle onlardan farklılaşanlar, mütedeyyin, muhafazakar vs vardır. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi Başkanı, üyelerin de üzerinde tarafsız olacağını düşündükleri bir raportöre davayı vermek durumundaydı. Sanırım dava bu yüzden bana verildi.

- Haşim Kılıç ile önceden tanışıyor muydunuz?
Mahkemede tanıştım, başlangıçta çok çatıştık. Örneğin Tübitak’taki kadrolaşma iddiasıyla bağlantılı bir kanun değişikliği vardı. Bu kanun yürürlüğünün durdurulmasını önerdiğimde böyle bir tartışmamız olmuştu. Kadın-erkek eşitliği veya sosyal haklar konusunda da ayrıştığımız durumlar oluyordu. Ancak Haşim Kılıç’ın orada olması büyük bir şans oldu. Anayasa Mahkemesi için. Bazen görüşlerimiz farklılaşmış olsa dahi bu çok önemli. En özgürlükçü, en liberal sayılabilecek kararların önemli bir kısmının altında Haşim Kılıç’ın imzası vardır.

- Başörtüsüyle ilgili Anayasa değişikliği dosyasını Kılıç verdi size…
Evet. Burada artık bir kamplaşma vardı ve kamplaşmada dengeyi bulabilmek ve güven yaratabilmek çok zordur. Ve Haşim Kılıç o zaman bana şunu söyledi: “Bu dosyanın altından sen kalkabilirsin. Çünkü duruşun belli ve merkezde… 2007’de de Anayasa değişikliği dosyasına baktın. Bu davada her tür soruya cevap verebilecek durumdasın. Bu yük senin omuzlarında, ne dersin?” Ben de “Siz bu şekilde takdir ettiyseniz, heyetin güveni varsa, ben bu yükümlülüğün altından kalkarım, Anayasa ve uluslararası standartlar çerçevesinde raporumu hazırlarım” dedim. Ve aldım o davayı. Asıl kırılmalar da o davayla başladı.

- Ne gibi?
125 sayfalık raporda “Bu anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi inceleyemez ve inceleyememesi de gerekir” dedim ve gerekçemi anlattım. İncelerse anayasayı ihlal eder. Anayasayı ihlal etmek demek anayasa dışına taşmak demektir ve bu durumda Mahkemenin
hukuki meşruiyeti biter. Başörtüsüne ilişkin tek satır yoktur bu raporda. Çünkü işin esasını incelememiz Anayasa gereği yasaktı… İşte buna ilişkin raporu hazırlarken o arada Ak Parti davası geldi. 2008′in Mart ayıydı, Ak Parti hakkında iddianame Anayasa Mahkemesi’ne ulaştı. İddianame de başörtüsü ve laiklik bağlantılıydı. İkisi bağlantılı olunca da bu dava bana verildi.

- AKP davasına kadar bir çok dava incelediniz. Daha önce hiç delilerle oynandığını gördünüz mü?
Rastlamadım. DEHAP dosyasında gördüğüm geleneksel bir yapı vardı. Polis bir yeri basar, arama yapar. Ondan sonra bunlar şöyle terör örgütüne mensuptur şöyle yardım ve yataklık yapmıştır diye fezleke hazırlar. Sonra savcılık bunu alır olduğu gibi iddianameye kopyalayıp yapıştırır. Bunun bir örneği de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gider, sonuçta kapatma davası olarak önümüze gelirdi. Buna hukuki inceleme denmez. Bu kabul edilemez. DTP dosyasında da böyleydi. Bu savcılığın bir hukuki kontrol mercii olmaktan çıkmasının ifadesidir. Bunlar dışında başka esaslı bir soruna rastlamadım.

- Şimdi gelelim AKP davasına… Nasıl bir atmosfer vardı Anayasa Mahkemesi’nde?
367′den sonra Türkiye ciddi bir kriz sürecine girdi ve bir savaş başladı. Devlete kimin egemen olacağına dair bir savaş mı dersiniz, ne derseniz deyin. Bu tabii her şeyi etkiledi ama 2005-2006′dan itibaren bütün bunların en yoğun yaşandığı yer Çankaya’dır. Bizim çalıştığımız ve oturduğumuz mekanlar Çankaya’da. Ve siz orada nasıl sertleşmelerin yaşanmaya başladığını, hareketliliğin ortaya
çıkmaya başladığını çok net olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Çünkü bütün yüksek bürokratlar, yüksek hakimler, anayasa mahkemesi üyeleri, üst düzey subaylar, generaller falan orada oturur. Ciddi hareketlilik vardı o dönemlerde.

- Nasıl bir hareketlilik?
Derin devlet harekete geçiyor kısacası. Onu çok net görüyorsunuz.

- Biraz açar mısınız?
Yani yargıçlarla subaylar arasındaki ilişkiler, sosyalleşmeler, lokaller, mahkeme ziyaretleri vs. bunları net olarak görüyorsunuz.

- Subaylar daha çok mu gelip gidiyordu mesela?
Tabii ki subaylar da gelip gidiyordu ama zaten mekan olarak devlet lojmanları vardır orada. Siz oralarda onları çok net olarak görüyorsunuz. Bulunduğunuz yaşadığınız mekanlar oralar. Hareketliliği görüyorsunuz. Yılda sayısız resepsiyon olur, orada iletişimi rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Bir bakıma gazetelerin Ankara temsilcilerinin gördüklerini biraz da içeriden görme fırsatı diyelim buna… Tam o dönemde bütün bu hareketliliklerin sizin karşınıza davalar olarak gelmeye başladığını görüyorsunuz. 367 davasıyla başlıyor, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin anayasa değişikliğiyle devam ediyor… Örneğin 367 konusunda düşüncelerin ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde hemen otomatik olarak bazı kurumların harekete geçtiğini, sempozyumlar ve toplantılar yapmaya başladığını görüyorsunuz. Nasıl bloke ederiz diye.

- Hissediyordunuz kapatma davasının geldiğini…
Çok net olarak hissediyorduk. Başörtüsü ile ilgili Anayasa değişikliği yapılmasa dedim. Bir de şu var Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı vardır, rejim açısından önemli bir mekandır. Ve kimlerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandığını, kimlerin örneğin siyasi parti bürosunda çalıştığını ve nasıl bir kadrolaşmanın yaşandığını gördüğünüzde zaten aşağı yukarı renk bellidir ve bazı şeyler olacak demektir. Savcıların masalarında Perinçek’lerin veya Poyraz’ların kitaplarını görünce, anlıyorsunuz.

- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığındaki siyasi parti bürosu ne iş yapar?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında farklı bürolar vardır. Bunlardan bir tanesi de siyasi parti bürosudur. Ve Türkiye’de bir parti hariç tüm partiler hakkında orada dosya tutulur.

- Hangi parti o? CHP mi?
Evet CHP hariç bütün partiler hakkında dosya vardır. Ve sürekli olarak o dosyalara yeni bir şeyler eklenir. Ama CHP hakkında bir sayfa yok.

- Yani o dönem AKP için o büroda dosyalar çoğalıyordu…
Tabii, siz bunu gazetelerde yüksek yargıç olan bazı figürlerin veya yüksek yargıda iyi bağlantıları olanların yazdığı yazılardan da anlayabilirsiniz. Derin devlet harekete geçmişti. Resepsiyonlarda görüyorsunuz, sonra mesela adliye muhabirlerinin o resepsiyonlarda kümelenme biçimleri, kimlerin etrafını sardığından da bunu okuyabiliyorsunuz. Yargıtay ve Danıştay’da verilen bazı kararlardaki sertleşmeyi görüyorsunuz.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Ara 11 2011

Bardak espirisi güldürdü

Category: SiyasetXp @ 05:08

CHP Sinop Milletvekili Engin Altay’ın AK Parti’li Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın konuşması sırasında ”çüş” demesi, Genel Kurulda tartışma yarattı. BDP’li Sırrı Süreyya Önder’in bardak esprisi de gülüşmelere neden oldu.

TBMM Genel Kurulunda Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşan AK Parti Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, adliye binalarının 2002 yılı öncesi durumlarıyla ilgili bazı bilgiler verdi. Bugün ise 145 modern adliye binasının tamamlandığını belirten Can, Cumhuriyet tarihinde yapılanların beş misli adliye binası yapıldığını ifade etti.

Bu sırada, CHP arka sıralarından bir milletvekilinin ”çüş” diye bağırdığı duyuldu.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, ”Meclisin mehabetine hiç yakışmıyor. Hangi milletvekili ise açık yüreklilikle ortaya çıksın ve özür dilesin” dedi.

CHP Sinop Milletvekili Engin Altay kürsüye gelerek, ”Sizin Cumhuriyet tarihiyle derdiniz nedir bilmiyorum. Bir milletvekilinin bu kürsüye gelip ‘Cumhuriyet tarihinde yapılanların beş katı kadar adliye binası yaptık’ ifadesi benim garipsediğim bir ifadedir. Doğru da değildir. Sarf ettiğim kelime kastı aşmış olabilir ama AKP milletvekillerinin her vesileyle bu kürsüye gelip Cumhuriyet tarihiyle uğraşmalarını da kınıyorum”diye konuştu.

Yakut’un, özür dilemesinde ısrar etmesi üzerine yeniden kürsüye dönen Altay, ”Bu kürsüde Cumhuriyet tarihiyle uğraşılmasına tahammül edemiyorum. Söylediğim kelime kastı aşmıştır, geri alıyorum” dedi.

Ancak tartışmaların büyümesi üzerine, Yakut birleşime beş dakika ara verdi.

Etiketler: ,


Kas 03 2011

Erdoğandan Kılıçdaroğluna 12 maddelik mektup

Category: Genel,Haberler,Siyaset,YaşamKardiyolog @ 15:11

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Kayseri Belediyesi’ne ilişkin sık sık gündeme getirdiği rüşvet iddialarını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupla tekrarlamıştı.

Yenişafak’ın haberine göre, Erdoğan’ın, 12 maddelik bir mektup kaleme aldığı öğrenildi.

Erdoğan’ın verdiği cevaplar şu şekilde:

İddia 1: Hacı Ali Hamurcu polise gidip rüşvet çarkını ayrıntıları ile anlattı.

Doğrusu: Hayır, Büyükşehir Belediyesi yolsuzluğu tesbit ederek konuyu yargıya taşımış, Hacı Ali Hamurcu’yu yakalanmıştır.
BİR TEK SAYFA BİLE KAYIP DEĞİL

İddia 2: Hamurcu’nun 26 sayfalık ifadesinden 10 sayfası kayıptır.

Doğrusu: Bir tek sayfa kayıp değil.

İddia 3: Vali vekili “rüşvet”i tespit ettiği için G.Antep’e sürüldü.

Doğrusu: Normal tayin döneminde 450 kişi ile birlikte atandı.

İddia 4: Vali görev süresi bittiği halde dosyayı kapatan imzayı Kayseri Valisi sıfatıyla atmıştır.

Doğrusu: Vali görev süresi içinde iken dosya ile ilgili imzayı atmıştır.

İddia 5: Hacı Ali Hamurcu’nun vekalet belgesi sahte.

Doğrusu: Hamurcu’nun “Yakup Erikel benim avukatımdır” şeklinde beyanları zabıtlara geçmiştir.

İddia 6: Avukatın otel parasını belediye ödedi.

Doğrusu: İlgili otel de yaptığı açıklama ile iddiayı yalanladı.

İddia 7: Kayseri Adliyesi’nde trilyonlarca yolsuzluğun konu edildiği dava 5 ayda sonuçlandı.

Doğrusu: Hacı Ali Hamurcu’nun yargılaması 2 yıl 7 gün sürmüştür. Belediye Meclis Üyeleri ve Daire Başkanları hakkındaki soruşturma ise 9 ay sürmüştür.
BİNANIN İKİ KATLI OLDUĞU ORTADA

İddia 8: Çavdarlar Petrol 2 katlı bina yerine rüşvetle 9 katlı bina yaptırdı.

Doğrusu: Binanın 2 katlı olduğu basın açıklamasında görülmüştü.

İddia 9: Özata Firması usulsüz ruhsat karşılığında Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’nin kızına 450 bin lira değerinde daire verdi.

Doğrusu: Başkanın kızının adına kayıtlı bir gayrimenkul bulunmamaktadır.

İddia 10: İmar Daire Başkanı’nın trilyonlarca liralık arsası var. Eşinin organizede 27 bin m2′lik arsası mevcut.

Doğrusu: Daire Başkanı’nın hazineden satın aldığı 1475 m2′lik bir arsası mevcut. Eşinin üzerinde ise mirastan gelen 29 m2′lik bir arsa var.
SENETTEKİ İMZALAR SAHTE

İddia 11: Hamurcu’ya 10 trilyonluk teminat senedi verildi. Senetteki imzalar Özhaseki ve Genel Sekretere ait.

Doğrusu: İsim, imza ve kaşenin sahte olduğu tespit edilmiştir.

İddia 12: İmar Komisyon Başkanı’nın 380 dairesi var.

Doğrusu: Dedelerinden miras yolu ile intikal eden arsası karşılığında müteahhitten aldığı 3 daire var.

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Sonraki Sayfa » 


cinsel sohbet islami sohbet Sohbet Siteleri Sohbet Siteleri Mynet Sohbet full izle Adını Aşk Koydum Kuzey Güney Sohbet